Başkan Joe Biden geçen hafta 111 ülkeden liderlerin katıldığı, sanal ortamda düzenlenen Demokrasi Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Zirvenin amacı otoriter rejimlerdeki artış karşısında küresel demokrasiyi desteklemekti.
İki gün süren konferansa bazı ülkelerin demokrasi sicillerinin tartışmalı olmasına rağmen davet edilmesi ve davet edilmeyenlerin şikayetleri gölge düşürse de, Biden yönetiminin ‘demokrasi’ vurgusunu ortaya koyması açısından önemliydi. Peki bu zirvenin, dünyada yükselen demokrasi karşıtı eğilimleri tersine çevirmede olumlu bir etkisi olacak mı? Gelecek yılki zirveye uzanan süreçte neler yapılmalı? Amerika, demokrasi karnelerine bakarak ülkelere karşı politikalarını değiştirecek mi? Bu soruları Amerika’daki uzmanlara sorduk.
Başkan Biden, zirvenin hem açılış hem de kapanışındaki konuşmalarında, demokratik kurumlarda küresel düzeyde bir erozyona dikkat çekti ve dünya liderlerine güçlerini birleştirme çağrısı yaptı. Zirveye katılan ülkelerin liderleri de demokrasi konusunda taahhütlerde bulundu. Peki zirve amacına ulaştı mı? Verilen mesajlar icraata dökülebilecek mi? Carnegie Uluslararası Barış Vakfı adlı düşünce kuruluşunun Demokrasi, İhtilaf ve Yönetim Programı kıdemli uzmanı Steven Feldstein’a göre, zirve güçlü bir başlangıç oluşturdu ama daha atılması gereken çok adım var.
“Zirve önemli bir başlangıç ama daha atılması gereken adımlar var”

Merkezi Washington’da bulunan Freedom House (Özgürlük Evi) adlı kuruluşun başkan yardımcısı Nicole Bibbins Sedaca da, zirvenin bir anda bütün sorunları çözmeyeceğini ama farkındalık ve hareketlilik yaratma anlamında başarılı olduğunu söyledi. Bibbins, başarının ölçütünün, ülkelerin kendi içlerindeki reformlara kendilerini ne kadar adayacakları ve otoriterliğe karşı koymada güçlerini ne kadar birleştireceklerine göre belirleneceğini belirtti.
Gelecek yılki ikinci zirveye kadar neler yapılmalı?
Peki ikinci zirveye uzanan süreçte hangi adımlar atılmalı? İlk zirvenin başarılı olduğunu göstermek için önümüzdeki bir yılda neler yapılmalı? Feldstein, şu değerlendirmelerde bulundu:
Nicole Bibbins Sedaca da, önümüzdeki haftalarda izlemeleri gereken birinci hususun, ülkelerin katı taahhütler ortaya koyup koymadığı ve eyleme geçmeye kendilerini gerçek anlamda adayıp adamayacakları olacağını söyledi. Bibbins Sedaca, demokratik ülkelerin, dünyanın karşı karşıya kaldığı olağanüstü karmaşık sorunlarla başa çıkmada çözümün demokrasiden geçtiğini herkese göstermek için biraraya gelip gelemeyeceklerinin de önemli olacağını belirtti.
Freedom House uzmanı, bir diğer izlemeleri gereken unsurun da, gözlemlemekte oldukları çok ciddi otoriter tehditlere karşı koymada demokrasilerin ne derece liderlik rolü oynayabileceği olacağını kaydetti. Bibbins Sedaca, “Birçok ülkede insan hakları savunucularının önündeki alanın kapandığını ve otoriter hükümetlerin demokrasiyi muhalefet yanlıları ve aktivistleri susturmak için kullandığını görüyoruz. Demokratik uluslar en azından bu iki olguya karşı mücadele için güçlerini birleştirmeli” diye konuştu.
Dünya genelinde demokrasi neden geriliyor?
“Burada birkaç faktöre dikkat çekmek istiyorum. Öncelikle, popülist mesajları halklarında giderek daha fazla yankı bulan karizmatik liderler listesi görüyoruz. Bu liderler çok mu yetenekli yoksa halkların yalnızlık, eşitsizlik ya da diğer memnuniyetsizlik duygularından mı istifade mi ediyorlar; nedeni ne olursa olsun sonuçlar ortada ve bu liderlerin çok büyük bir uzmanlıkla bu memnuniyetsizliklerden siyasi kazanımlar elde ettiklerini gözlemliyoruz. Bu, üzerinde düşünmeye değer bir olgu. Dünya genelinde giderek artan bir memnuniyetsizlik olduğu, insanların daha aşırı uçta ideolojik temellere sahip partiler ya da popülist liderler olsun başka alternatifler aradıkları görülüyor. Yaşanan gerilemenin temel nedenlerinden biri bence bu.”
Nicole Bibbins Sedaca da aynı soruya yanıtında, otoriterliğin yükselmesine ve demokrasilerin karşı karşıya kaldığı zorluklara katkı yapan birçok unsurun bulunduğuna dikkat çekti. Bibbins Sedaca, “Kendilerini ortaya koyan bazı çok net küresel ve bölgesel aktörler var çünkü son on yıllar içerisinde bize istikrar kazandıran uluslararası sistemin temellerini hedef almada bir fırsat görüyorlar. Çin’in uluslararası sistemi değiştirmeye, ekonomik ve siyasi gücünü birçok ülkede anti-demokratik tohumlar ekmek için kullanmaya çalıştığını görüyoruz.
Rusya, Suudi Arabistan ve daha birçok diğer ülke de aynısını yapıyor. Bence Biden yönetiminin önünde, hem mütevazi hem de kendinden emin bir tarzda demokrasi hakkında konuşmak için bir fırsat bulunuyor. Bir yandan, her bakımdan bizim de mükemmel olmadığımız, hiçbir demokrasinin da böyle olmadığı mütevaziliğini gösterme, diğer yandan da demokrasilerin sorunların ortadan kalkmasını garanti etmese de sorunlarla başa çıkabilecek kurumların inşasını garanti edeceği noktasında güven telkin etme…” diye konuştu.
Birçok ülkede, demokrasinin kurumlarını ele geçirmeye ve bunları halkların değil kendilerinin yararına hizmet eden bir şekle dönüştürmeye çalışan popülist liderlerin yükselişte olduğunu dile getiren Bibbins Sedaca, “İşte bu nedenle, sahadaki cesur aktivistlerin demokratik kurumların herhangi bir lider için değil halklara hizmet için varolduğu mesajını vermede öne atılmaları çok büyük önem taşıyor” dedi.
ABD ‘demokrasi’ temelinde diğer ülkelere karşı politikalarını değiştirir mi?
“Çekirdek öneme sahip dış politika çıkarları ve Amerikan diplomasisi söz konusu olduğunda, çok büyük bir değişiklik göreceğimizi düşünmüyorum. Yani mesela Türkiye, ABD’nin çeşitli zor meselelerde birlikte çalıştığı bir ortak ve bu durum Demokrasi Zirvesi’nin sonucunda değişmeyecek. Bununla birlikte, yolsuzlukla mücadele ya da basın özgürlüğü gibi konularda daha agresif bir baskı ortaya koymak, bu çabaları desteklemeye mali kaynaklar ayırmak gibi belirli alanlara bu yönetim tarafından daha çok öncelik tanınacağını düşünüyorum. Bu açıdan bakarsak bazı değişimler olacak.
Bence bu zirve de Biden yönetimini belirli alanlarda daha ilerici politikaları gündeme getirme yolunda harekete geçirdi ama Demokrasi Zirvesi’nin mevcut ikili ilişkileri ters yüz edeceğini, Amerika’yı korkunç insan hakları karnesine sahip Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelerle ilişkilerini aniden yeniden değerlendirmeye iteceğini düşünüyor muyum? Hayır. Jeopolitik, ulusal güvenlik ve ekonomik unsurlar gibi diğer faktörler de bunda önemli rol oynamaya devam edecek.”
Nicole Bibbins Sedaca da, “Değiştireceğini bekliyor ve umuyorum” diyerek, NATO’nun da demokratik değerlerin güvenlik hesaplamalarının bir parçası olduğu, bu değerlerin ülkeleri ve bölgedeki daha güçlü, güvenli ve istikrarlı kıldığı fikriyle kurulduğuna dikkat çekti ve İttifak içerisinde bu konuda bir diyaloğun olmasını umduklarını belirtti.
Başkan Biden’ın da demokrasi ve demokratik değerlerin Amerikan dış politikasının merkezinde yer alacağı sözünü hatırlatan Bibbins, dolayısıyla Beyaz Saray’ın da bundan sonraki süreçte atacağı adımları dikkatle izleyeceklerini vurguladı. (K:VOA)