ÇİÇEĞE/PAHALI HEDİYELERE DEĞİL, EŞİT HAKLARA, GÖRÜLMEYEN EMEĞİNE SAYGIYA İHTİYACI VAR KADINLARIN…
Münevver Ebedi Çakmak
Uluslararası Hukuk ve Toplumsal Cinsiyet eşitliği Uzmanı
Yine bir 8 Mart Haftası. Herkeste her kurumda bir telaş (yemek organizasyonu, çiçek dağıtımı). Kapitalizmin eseri işletmelerde ise Kadınlar Gününe özel indirim kampanyaları, mücevher reklamları ve tabi ki gece yemek organizasyonları. Peki gerçekten biz kadınların ihtiyacı bu mu? Ya da bugünün ruhu gerçekten bunu mu yansıtıyor?
1857 yılında 8 Mart’ta New York’ta fabrikada çalışan kadınların çalışma saatlerinin 10 saate indirilmesi için yapmış oldukları yürüyüş ile başlar kadın hareketlerinin ortak mücadelesi. Bu olaydan 50 yıl sonra ise daha iyi ücret, daha kısa çalışma saatleri ve oy hakkı için yaklaşık 15000 kadının yürüyüşü ile yeniden gündeme gelir. 1909 yılında ise birçok tekstil fabrikasında aynı anda benzer talepler için grev başlatan kadınlar Kasım ayından Şubat 1910’a kadar süren bilinen en uzun ve en kalabalık Kadın grevi olmuştur. 30000 kadının örgütlenmesi ile yürütülen mücadele de fabrikaya kilitlenen kadınların çıkan yangın sonrasında hayatlarını kaybetmesi ile tarihin kanlı sayfalarında yerini almıştır. İlk Önce Amerika Sosyalist Partisi tarafından bugünün hayatını kaybeden kadınların anısına anılması ile başlayan hareketi sonrasında Almanya, İsviçre gibi ülkeler izlemiş ve 1977 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasına karar verildi.
Günümüzde Kadınların halen mücadelesini sürdürmüş olduğu eşit işe eşit ücret, görülmeyen kadın emeği ve bakım hizmetleri, eşit haklar, seçme ve seçilme hakkı, eşit temsiliyet gibi mücadelenin temelinde yaklaşık 170 yıllık yadsınamayacak bir mücadele yatmaktadır.
Peki günümüzde Kadınlar gerçekten verilen bu mücadelenin karşılığını alıyor mu? Hayır. Hafta başında bir gece kulübünde bedenini satmak zorunda bırakılan bir kadın canına kıydı. Yaşanan bu olay sadece bir kadının intiharı olarak değerlendirilmemeli. Kendi ülkesinden farklı vaatler ile koparılarak Kıbrıs’a getirilen genç kadın, “Devlet Eli ile” “Devlet Kontrolünde” konsomatris olarak isimlendirilerek, her hafta sağlık kontrolünden geçirilerek Fuhuş yapmasına göz yumuluyor. Konu ile ilgili yapılan birçok araştırma sonucunda hazırlanan tüm raporlarda “İnsan Ticareti” “Kadın Bedeninin Sömürüsü” ile ilgili çarpıcı sonuçların ortaya çıkmasına rağmen hiçbir önlem alınmaması, devlet eli ile yapılan bu ayıbın karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne sermektedir. Birçok araştırma ayrıca bu suçun artık sadece “Gece Kulüpleri” ile sınırlı kalmadığını, Üniversiteye öğrenci olarak gelen birçok Kadının da belirli kişiler tarafından Fuhuş yapmaya zorlandığını gözler önüne sermektedir. Tehdit edilen, madde bağamlılığına mahkum edilen, bedeni sömürülen kadınların sesini duyan var mı?
Fabrikalarda uzun saatler çalışmak zorunda olan, ev içinde evin bakımı/ yaşlı bakımı ile ilgilenen kadınların emeğini gören, cinsiyeti kadın olduğu için iş yerinde ayrımcılığa uğrayan, yükselmesi ile ilgili performansının değil cinsiyetinin tartışıldığı kadınların, hamile kaldığı için işine son verilen kadınların sesini duyan var mı? Gece Kulübünde intihar eden kadının hayatını sonlandırmasından başta onu korumakla mükellef DEVLET ve sonrasında TOPLUM olarak hepimiz sorumluyuz. Kadın bedeninin bu şekilde istismar edilmesini sağlayan düzeni toplum olarak bizler yaratıyoruz FARKINDA MISINIZ? Yoksa hepiniz geçmiş dönemler de bazı siyasetçiler, bakanlığa kadar çıkmış kişiler gibi mi düşünüyorsunuz? Bu konuda sorumsuzca ve çağdışı yaklaşımlarla toplumun karşısına çıkıp neler söylemediler ki. Bir geçmişe bakalım.
Sessiz kalan her birey, her kurum bu suça ortak oluyor unutmayın.
Kadınların sadece 8 Mart’ta verilen çiçeklere, düzenlenen yemeklere veya alınan pahalı hediyelerden çok, eşit haklara sahip olmaya ihtiyacı vardır. Sokaklarda bize çiçekler dağıtacağınıza, çalıştığımız ortamlarda yaptığımız işe, kişiliğimize, emeğimize saygı duyun, emeğimizi görmezden gelmeyin ve unutmayın bizler de sizin gibiyiz “ÖTEKİ DEĞİL”….
“İnsan topluluklarında, doğuran cinse değil, öldüren cinse üstünlük tanınmıştır.” (Kadın 2 – İkinci Cins Evlilik Çağı, Payel Yayınevi, 1993 Simone de Beauvoir).
