25 KASIM: KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE İKLİM KRİZİNİN KESİŞTİĞİ NOKTA
25 Kasım, kadına yönelik tüm şiddet biçimlerinin görünür kılındığı, devletlerin sorumluluklarını hatırlaması gereken kritik bir dayanışma günü olarak öne çıkıyor. Uzmanlara göre, derinleşen iklim krizi kadınların maruz kaldığı şiddet riskini daha da artırıyor.
Kadına yönelik şiddet yalnızca fiziksel saldırılardan ibaret değil. Kadınlar; mobbing, dışlanma, küçümsenme, ekonomik bağımlılığa sürüklenme, mesleki itibarın zedelenmesi ve karar mekanizmalarından sistematik biçimde uzaklaştırılma gibi görünmeyen fakat yıkıcı etkileri olan pek çok şiddet türüyle karşı karşıya kalıyor. Biyologlar Derneği Eğitim ve Araştırma Sorumlusu Uzman Biyolog Sedef Gürsoy Kutlu, resmi verilerin gerçeği tam yansıtmadığını, çoğu şiddet biçiminin kayıtlara dahi geçmediğini vurguluyor.
Her Üç Kadından Biri Şiddete Maruz Kalıyor
Avrupa’da yapılan araştırmalar, kadınların üçte birinin yaşamı boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. Türkiye’de kadın örgütlerinin açıkladığı yıllık veriler ise şiddetin yıllar içinde arttığını gösteriyor. Kıbrıs’ta ise sadece bir yıl içinde onlarca kadın aile içi şiddet nedeniyle polise başvurdu. Uzmanlar, verilerin sorunun bireysel değil yapısal olduğuna işaret ettiğini belirtiyor.
Gürsoy Kutlu’ya göre, “Şiddetin tüm türleriyle mücadelede farkındalık çalışmaları ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik eğitim politikaları kararlılıkla uygulanmalıdır.”
İklim Krizi Kadınlar Üzerindeki Yükü Derinleştiriyor
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ağırlaştıran yeni bir unsur ise giderek derinleşen iklim krizi. Bilimsel raporlara göre Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, dünyanın en hızlı ısınan bölgeleri arasında yer alıyor. Artan sıcaklıklar, kuraklık, su krizi, orman yangınları ve ekonomik kayıplar, özellikle kadınların yaşam yükünü artırıyor.
İklim kaynaklı krizler beraberinde işsizlik, göç, geçim kayıpları ve ev içi stres getirirken, bu durum aile içi şiddet vakalarının artmasına neden oluyor. Dünya çapındaki araştırmalar, afetler sonrası kadınlara yönelik şiddetin belirgin biçimde yükseldiğini doğruluyor.
İklim ve Toplumsal Cinsiyet Politikaları Birlikte Ele Alınmalı
Uzmanlar, iklim politikaları ile toplumsal cinsiyet eşitliğini bir arada değerlendiren bütüncül bir devlet yaklaşımının zorunlu olduğunu vurguluyor. Su, gıda, enerji, ulaşım ve kent planlaması gibi kritik alanlarda kadınların güvenliğini gözeten politikalar geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Gürsoy Kutlu, “Kadınların tarımda, yerel ekonomide, yeşil dönüşümde ve afet sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde güçlendirilmesi toplumsal dayanıklılığın temelidir,” diyor.
Sivil Toplumun Rolü Hayati
Kadın örgütleri, çevre örgütleri, meslek odaları ve akademik çevreler; hem şiddetle mücadelede hem de iklim krizine uyum politikalarında en etkili izleme ve müdahale mekanizmalarını kurabilecek yapılar olarak görülüyor. Ancak bu yapıların sürdürülebilirliğinin devlet tarafından desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor.
“Ulusal İklim Eylem Planı Gecikmeden Uygulanmalı”
Biyologlar Derneği Yönetim Kurulu’nun daha önce de defalarca dile getirdiği gibi, ülkede güçlü ve kapsayıcı bir Ulusal İklim Eylem Planının acilen yürürlüğe konulması gerektiği belirtiliyor.
Gürsoy Kutlu, “Çevre konusunda söz sahibi bir dernek olarak gerekli tüm desteğe hazır olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyoruz,” ifadelerini kullanıyor.
Uzman Biyolog Sedef Gürsoy Kutlu
Biyologlar Derneği – Eğitim ve Araştırma Sorumlusu


