Home HABERLER DÜNYA HABERLERİ ABD’NİN TEHLİKELİ DONROE DOKTRİNİ

ABD’NİN TEHLİKELİ DONROE DOKTRİNİ

0

ABD’NİN TEHLİKELİ DONROE DOKTRİNİ

Venezuela’daki rejim değişikliğinin etkileri gerçekten küresel boyutta. Büyük güçlerin etki alanları etrafında inşa edilen bir dünya düzeni, istikrarsızlık ve çatışmaya yol açar.

Monroe Doktrini çok önemli, ancak biz onun çok çok daha ötesine geçtik. Artık adı da Donroe Doktrini.”

Donald Trump, Amerikan güçleri  Nicolás Maduro’yu Venezuela’da devirdikten birkaç saat sonra böyle konuştu.

Venezuela operasyonu, Trump yönetiminin Batı Yarımküre’de Amerikan hegemonyasını kurma kararlılığının çarpıcı bir göstergesi. Bu fikir, geçen ay yayınlanan ABD ulusal güvenlik stratejisinin merkezinde yer alıyordu. ABD başkanının Venezuela operasyonunun erken başarısından duyduğu bariz memnuniyet, onun Amerika’nın geniş tanımlı “arka bahçesi”ne müdahale etme eğilimini geliştirebileceğini gösteriyor.

Ancak Venezuela’daki rejim değişikliğinin etkileri gerçekten küresel boyutta. Donroe Doktrini’nin ilan edilmesi, Trump’ın Rusya ve Çin ile yakınlaşma yönündeki adımlarıyla birleştiğinde, onun büyük güçlerin etki alanları etrafında organize olmuş bir dünya düzenine eğiliminin bir kanıtı.

Hem Rusya hem de Çin, Maduro’nun devrilmesini kınadı. Ancak bu hamle Pekin’in Tayvan üzerinde serbest hareket etme hakkı elde edeceği anlamına geliyorsa, Şi Cinping ülkesinin Venezuela’daki etkisini memnuniyetle feda eder. Rusya da Ukrayna konusunda aynı anlaşmayı onaylar. İlk Trump yönetiminde görev yapan Fiona Hill, 2019 yılında ABD Kongresi’ne “Rus hükümetinin Venezuela ve Ukrayna arasında bir şekilde çok garip bir takas anlaşması yapmak istediğinin sinyallerini verdiğini” söylemişti.

Ancak şimdilik odak noktası, Trump’ın vaat ettiği gibi ABD’nin Venezuela’yı “yönetip yönetemeyeceği” ve bunu nasıl yapacağı olacak. Trump yönetimi istikrarı sağlamak ve ülkenin devasa petrol rezervlerine hızlı bir şekilde erişmek amacıyla sürgündeki demokratik muhalefeti desteklemek yerine Maduro rejiminin kalıntılarıyla bir anlaşma yapma niyetinde olduğunu açıkça belirtiyor.

MEKSİKA: KOKAİN ÜRETİYOR

Bu stratejinin başarısı veya başarısızlığı, ABD’nin Batı Yarımküre’de ne kadar iddialı bir tavır sergileyeceğini belirleyebilir. Potansiyel hedef listesi şimdiden ortaya çıkmaya başladı. Maduro’nun yakalanmasının ardından yaptığı açıklamada Trump, Kolombiya ve Meksika’ya üstü kapalı uyarılar yaptı. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun “kokain ürettiğini… bu yüzden dikkatli olması gerektiğini” söyledi. Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum‘u övdü, ancak uyuşturucu kartellerinin “Meksika’yı yönettiğini” belirtti. Trump yanlısı çevrelerde, ABD’nin Meksika’nın içindeki Meksika kartellerine karşı güç kullanıp kullanmaması gerektiği konusundaki tartışma uzun süredir yürüyor. Şimdiye kadar ihtiyatlılık daha hakim. Ancak Maduro’yu devirmenin heyecanı, Trump’ın hesaplarını değiştirebilir.

KÜBA: BAŞI BELADA

1960’larda ABD’nin birkaç kez başarısız rejim değişikliği girişimine konu olan Küba’daki komünist rejim de Washington’un hedefinde. Ebeveynleri Küba’dan ABD’ye göç eden ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Havana’yı uyardı ve Küba hükümetinin “büyük bir sorun” olduğunu belirterek, “Bence başları büyük belada… Sıradaki adımlarımızın ne olacağı konusunda sizinle konuşmayacağım” dedi. Maduro’nun düşüşü, Venezuela’nın petrolüne ve sübvansiyonlarına bağımlı hale gelen Kübalılar için kesinlikle sorunlar yaratacaktır.

GRÖNLAND: YAKINDA

Bir de Grönland meselesi var. Trump, Danimarka’nın özerk bir parçası olan bu adayı ele geçirme arzusunu yeniden dile getirdi. Venezuela operasyonundan kısa bir süre sonra, Trump’ın genel sekreter yardımcısı Stephen Miller‘ın eşi Katie Miller, üzerinde Amerikan bayrağı ve “YAKINDA” yazan bir Grönland haritası paylaştı.

NATO müttefikinin topraklarının bir kısmını ilhak etmek, otoriter bir Latin Amerika liderini devirmekten çok daha radikal bir adım olacaktır. Ancak Trump yönetimi, Danimarkalıları bu konuda başarısız olmakla suçlayarak, bir süredir Grönland’a yönelik bir hamle için retorik zemin hazırlıyor. Yönetimin Avrupalı müttefiklerine açıkça gösterdiği hor görme tavrı göz önüne alındığında, ABD’nin ilhak çabası göz ardı edilemez.

Tüm bunları Pekin ve Moskova büyük bir ilgiyle takip edecektir. Güçlü devletlerin ve otoriter liderlerin komşu ülkelerinde istediklerini yapabildikleri bir dünya, Rusya ve Çin’in işine çok yarar. Trump, dünyayı gayri resmi etki alanlarına bölmenin, ABD’nin son ulusal güvenlik stratejisinde öncelik olarak belirlenen Rusya ve Çin ile “stratejik istikrar”a giden yol olabileceğine inanıyor olabilir.

YÜZYILIN TAKASI!

Büyük güçlerin etki alanlarının istikrar yarattığı fikri, yüzeysel olarak makul görünebilir. Ancak bu fikir, kendi kaderlerini belirlemeyecek kadar önemsiz görülen küçük ülkelerin görüş ve çıkarlarını göz ardı ediyor. Oysa bu ülkeler de bir etkiye sahipler ve bazen Ukrayna’nın gösterdiği gibi mücadele edebilirler.

Sadece sözde büyük güçlerin çıkarları dikkate alındığında bile, etki alanları istikrar kadar sürtüşmeye de yol açabilir. Bunun nedeni, ABD gibi bir ülkenin küresel çıkarları olmaya devam edecek olması. Örneğin Çin, Tayvan’ı kendi topraklarının bir parçası ve “temel” ulusal çıkar olarak görüyor. Ancak ABD, Tayvan’ın yarı iletken endüstrisinin Çin’in eline geçmesi veya Pekin’in Güney Çin Denizi’nden geçen gemi trafiğini kontrol etmesi durumunda kendi ulusal güvenliğinin tehlikeye gireceğine inanıyor.

Batı Yarımküre’de Amerikan hakimiyetini Doğu Asya’da Çin hakimiyetiyle takas etmek, yüzyılın anlaşması olurdu. Ama Çin için.

MONROE DOKTRİNİ

1823 yılında ABD Başkanı James Monroe tarafından ilan edilen ve Amerika kıtasının Avrupa devletlerinin yeni sömürgecilik girişimlerine kapalı olduğunu savunan dış politika ilkesi. Doktrin, Avrupa’nın Batı Yarımküre’ye müdahalesine karşı çıkarken, ABD’nin de Avrupa iç işlerine karışmayacağını beyan etti. Ancak zamanla ABD’nin Latin Amerika üzerindeki siyasi ve askeri nüfuzunu meşrulaştıran bir çerçeveye dönüştü. Yaklaşık bir asır sonra Trump da kendi ismi Donald’dan yola çıkan bir kelime oyunuyla Latin Amerika’ya yönelik “arka bahçe” politikasını “Donroe Doktrini” diye adlandırdı.

KİBRİNİN BEDELİNİ DÜNYA ÖDEYECEK

Financial Times, ABD’nin Maduro operasyonunu sert bir başyazıyla eleştirerek bunun diğer büyük güçlere emsal oluşturabileceğine dikkat çekti: “Trump’ın Venezuela’ya yaptığı pervasız müdahalenin şekli tehlikeli bir emsal teşkil ediyor. İkinci verdiği mesaj açık: ABD, 1945 sonrası uluslararası kurallar ve hukukun inceliklerine bağlı hissetmiyor, kendi yarımküresinde ve muhtemelen başka yerlerde de istediği gibi müdahale edecek. Güney Amerika’nın önemli bir devletinin egemenliğinin açıkça ihlal edilmesi, dünyanın geri kalanına karanlık bir sinyal gönderiyor. ABD son yıllarda ertesi gün için bir plan olmadan diktatörleri devirmenin tehlikelerini pahalıya öğrendi. Bugün her şey, aynı hatayı tekrar yaptığına işaret ediyor. Kibirli Trump, hiç rahatsız görünmüyor. Oysa ülkesi de dünya da  onun pervasızlığının cemeresini çekecek.

 

Yorum:The Financial Times

NO COMMENTS

Bir Cevap YazınCevabı iptal et

Lefke Haber TV sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Exit mobile version