YAŞ ALMAK MI, YAŞLANMAK MI? 18-24 MART YAŞLILAR HAFTASI

0
104

YAŞ ALMAK MI, YAŞLANMAK MI? 18-24 MART YAŞLILAR HAFTASI

Her yıl 18–24 Mart tarihleri arasında kutlanmakta olan Yaşlılar Haftası, çoğu zaman yalnızca kronolojik bir süreci, yani “yaşlanmayı” hatırlatmaktadır. Oysa psikoloji bilimi, çok daha önemli bir ayrımı ortaya koymaktadır: Yaş almak ile yaşlanmak aynı olgular değildir. Yaş almak biyolojik bir gerçeklik olarak kabul edilmekte; yaşlanmak ise büyük ölçüde psikolojik, sosyal ve kültürel bir deneyim olarak değerlendirilmektedir.

Günümüz toplumunda yaşlılık, çoğu zaman kayıp, yetersizlik ve geri çekilme ile ilişkilendirilmektedir. Oysa gelişim psikolojisi perspektifinden ele alındığında, yaşamın ileri dönemleri bir “tamamlanma” ve “anlamlandırma” evresi olarak görülmektedir. Erikson’un psikososyal gelişim kuramında da bu dönem, bireyin yaşamına dönüp baktığı, anlam arayışına girdiği ve bir bütünlük hissi geliştirdiği bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Bu noktada bireyin yaşamına ilişkin geliştirdiği duygu, ya “benlik bütünlüğü” ya da “umutsuzluk” olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla psikolojik destek, sosyal bağlar ve yaşam doyumu belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Yaşlı bireylerin en sık karşı karşıya kaldığı psikolojik sorunlardan biri yalnızlık olarak ifade edilmektedir. Modern yaşamın hız kazanması, çekirdek aile yapısının yaygınlaşması ve kuşaklar arası mesafenin artması, yaşlı bireylerin sosyal izolasyon riskini artırmaktadır. Oysa birey, yaşamının her döneminde olduğu gibi ileri yaşlarda da bağ kurmaya, anlaşılmaya ve değer görmeye ihtiyaç duymaktadır. Yalnızlık, yalnızca bir duygu olarak değil; depresyon, kaygı ve bilişsel gerileme riskini artıran ciddi bir psikolojik durum olarak değerlendirilmektedir. Bir diğer önemli konu ise yaşlılığa yönelik toplumsal tutumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. “Yaş ayrımcılığı” (ageism) olarak adlandırılan bu durum, yaşlı bireylerin hem sosyal hem de psikolojik iyilik halini olumsuz yönde etkilemektedir. Sürekli olarak “artık yapamaz”, “anlamaz”, “geri kaldı” gibi etiketlemelere maruz kalan bir bireyin özsaygısının zarar görmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Oysa yaşlı bireyler, yaşam deneyimi, bilgi birikimi ve duygusal olgunluk açısından toplumun en önemli kaynakları arasında yer almaktadır.

Psikolojik açıdan sağlıklı bir yaşlılık süreci için üç temel unsur öne çıkmaktadır: anlamlılık, bağlılık ve üretkenlik. Bireyin kendisini işe yarar hissetmesi, bir amaca sahip olması ve sosyal ilişkilerini sürdürebilmesi, ruh sağlığını koruyan en güçlü faktörler arasında değerlendirilmektedir. Bu noktada yalnızca bireylere değil, topluma da önemli sorumluluklar düşmektedir. Yaşlı bireyleri pasif bir konumda değerlendirmek yerine, onların aktif katılımını destekleyen sosyal ortamların oluşturulması büyük önem taşımaktadır.

Yaşlılar Haftası, yalnızca bir farkındalık haftası olmanın ötesinde, şu sorunun sorulmasına imkân tanımaktadır: Biz yaşlılığa nasıl yaklaşmaktayız? Bir yük olarak mı, yoksa yaşamın doğal ve değerli bir evresi olarak mı değerlendirmekteyiz? Unutulmamalıdır ki yaşlılık, yalnızca bazı bireylerin değil, tüm bireylerin ulaşmayı umduğu bir yaşam dönemini ifade etmektedir. Bu nedenle yaşlı bireylerle kurulan her ilişki, aslında bireyin kendi geleceğiyle kurduğu bir bağ niteliği taşımaktadır. Daha kapsayıcı, daha anlayışlı ve daha saygılı bir toplumun inşa edilmesi, yalnızca yaşlı bireyler için değil, toplumun tüm üyeleri için daha sağlıklı bir psikolojik iklimin oluşmasına katkı sağlamaktadır.

 PEKİ YAŞLILARA NASIL DAVRANILMALI?

Yaşlı bireylere yönelik yaklaşım, yalnızca bireysel bir tutum meselesi değil; aynı zamanda etik, psikolojik ve toplumsal bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamda yaklaşımın temelinde insan onuruna saygı, özerklik, empati ve kapsayıcılık ilkeleri yer almalıdır.

Öncelikle yaşlı bireylerin özerkliklerinin desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Bireyin kendi yaşamına ilişkin kararlar alabilmesi, kontrol algısını koruması ve bağımsızlık hissini sürdürebilmesi, psikolojik iyi oluşun temel belirleyicileri arasında değerlendirilmektedir. Bu nedenle yaşlı bireyler adına karar almak yerine, onların karar süreçlerine aktif katılımını teşvik eden bir yaklaşım benimsenmelidir. Bununla birlikte, yaşlı bireylerle kurulan iletişimde saygı ve eşitlik ilkesi esas alınmalıdır. Onları çocuklaştıran, küçümseyen ya da yetersiz gören iletişim biçimleri (örneğin aşırı basitleştirilmiş dil kullanımı veya sürekli yönlendirme) bireyin benlik saygısını zedeleyebilmektedir. Bunun yerine, açık, anlaşılır ancak saygı temelli bir iletişim dili tercih edilmelidir. Empatik anlayışın geliştirilmesi de kritik bir unsurdur. Yaşlılık dönemi; kayıplar, rol değişimleri ve fiziksel sınırlılıklar gibi birçok zorluğu beraberinde getirebilmektedir. Bu nedenle yaşlı bireyin deneyimlediği duyguların anlaşılması, duygusal ihtiyaçlarının fark edilmesi ve bu ihtiyaçlara duyarlı bir yaklaşım sergilenmesi gerekmektedir. Empati, yalnızca duygusal bir tepki değil; aynı zamanda terapötik değeri olan bir iletişim becerisidir. Bir diğer önemli boyut, sosyal katılımın desteklenmesidir. Yaşlı bireylerin toplumsal yaşamdan izole edilmesi, yalnızlık ve depresyon riskini artırmaktadır. Bu nedenle onların sosyal ilişkilerini sürdürebilecekleri, üretken roller üstlenebilecekleri ve kendilerini değerli hissedebilecekleri ortamların oluşturulması önem arz etmektedir. Aktif yaşlanma yaklaşımı, bu noktada önemli bir çerçeve sunmaktadır. Ayrıca yaş ayrımcılığına karşı duyarlılık geliştirilmesi gerekmektedir. Toplumsal düzeyde yaşlılığa atfedilen olumsuz stereotiplerin fark edilmesi ve bu kalıp yargıların dönüştürülmesi, hem bireysel hem de kurumsal düzeyde bir sorumluluk alanıdır. Yaşlı bireylerin yalnızca “bakıma muhtaç” kişiler olarak değil, deneyim ve bilgi taşıyıcıları olarak görülmesi gerekmektedir. Son olarak, psikolojik destek ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması önemlidir. Yaşlı bireylerin ruh sağlığı ihtiyaçları çoğu zaman göz ardı edilmekte; oysa bu dönemde depresyon, kayıp yas süreçleri ve bilişsel değişimler gibi konular profesyonel destek gerektirebilmektedir.

Bir Cevap Yazın