Üniversite Katılımcıları Derneği (ÜKD) Birlik Sendikası’nın başlattığı burslu çalıştırılan bilim emekçilerinin hakları çalışmasına destek bildirisi yayınladı.
“Birlik Sendikası’nın yakın zamanda yaptığı çağrıyı desteklediğimizi ve bilim emekçilerinin sendikası olarak Birlik Sendikası ile dayanışmamızı ilan ediyoruz.” denilen açıklamada Bizler “hakikatin peşinde koşan dervişler” değiliz; bilgi üreten emekçileriz. Üzerimizde mavi işçi tulumu olmasa da işçi sınıfının fertleriyiz ve emeğimizle geçinmekteyiz. İnsanlığa karşı üstlendiğimiz sorumluluğu, emekçi olmanın gururuyla birleştirmeli ve yanı başımızdaki çalışma arkadaşlarımızın yaşadığı hak kayıplarının ortadan kaldırılması için onlarla birlikte mücadele etmeliyiz. Zira bu mücadele de insanlığa karşı başka bir sorumluluğumuzdur.” ifadelerine yer verildi.
Açıklama şu şekilde:
***
Ülkemizde çeşitli kurumların sağladığı burslarla geçinen ya da vakıf üniversitelerinde “eğitim hizmetinin karşılığı olarak çalışan” bilim emekçileri, düşük ücretlerle güvencesiz çalıştırılmaktadır. Bilim emekçilerinin burslarla geçim mücadelesi vermesi, mevcut sistemin söz konusu insan kaynağını “bedelsiz çalıştırma” içgüdüsüyle heba etmesinden kaynaklanmaktadır. Üniversite Katılımcıları Derneği olarak mevcut durumun yasal düzenlemelerle iyileştirilmesi gerektiğine inanıyor, bu konumdaki tüm bilim emekçilerini, yaşanmakta olan kabul edilemez durumun değişmesi için omuz omuza mücadeleye çağırıyoruz. Bu vesileyle, Birlik Sendikası’nın yakın zamanda yaptığı çağrıyı1 desteklediğimizi ve devlet kadroları haricinde çalışan bilim emekçilerinin sendikası olarak Birlik Sendikası ile dayanışmamızı ilan ediyoruz.
‘Derviş’ misali çalışma…
Ülkemizde bilim emekçileri, birbirlerinden çok farklı koşullarda, farklı statülerde, farklı olanak ve olanaksızlıklar ortamında “aynı işi” yapmaya çalışıyorlar: Bilgi üretiyor, insanlığın bugününe ve yarınına katkı sağlamak için uğraşıyorlar. Bilim insanlarının pek çoğu için ahlaki bir sorumluluk düzeyinde kavranan böylesi bir toplumsal işlev, bir yandan üstlendikleri göreve dört elle sarılmalarını teşvik ederken, bir yandan da tecrübe ettikleri bu eşitsiz, adaletsiz ve bu ahlaki sorumluluğun her zerresine ters düşecek düzeyde piyasalaşmış günümüz akademik sistemine karşı mücadele bilinci geliştirmelerini zorlaştırıyor.
Bilim insanlarının adeta birer “derviş” misali çalışmasını, karınları doysa da doymasa da bunu konu etmeden “ahlaki görevlerini” ifa etmelerini vaaz eden hâkim akademik kültür, bilim emekçilerinin pek çoğundan köle misali istifade ediyor. “Köle” diyoruz, zira kapitalizmin esbab-ı mucibesi, “sözleşme serbestisi” dahi bu dünyaya henüz tam anlamıyla ulaşmamış durumda.
Genç bilim emekçilerinin çıkmazı
Sözü edilen sorun çeşitli kurumlarda ve çeşitli biçimlerde yaşanıyor. Yakın zamanda, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) burslarıyla geçinen bilim emekçileri, kendi durumlarını dile getirdiler ve acil taleplerini ifade ettiler. TÜBİTAK bursiyerlerinin yanında, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) bursiyerleri ve özellikle vakıf üniversitelerinde “eğitim hizmetinin karşılığı olarak çalışan” lisansüstü öğrencilerin de benzer sorunlar yaşadığını biliyoruz. Mevcut sistemde “öğrenci” olarak kabul edilen bursiyerler ve “araştırmacı” statüsünde istihdam edilen doktora sonrası araştırmacılar, yalnızca yetersiz bir burs ve sağlık sigortasından ibaret olanaklarla araştırmalarını sürdürüyorlar. Vakıf üniversitelerinde “eğitim hizmeti karşılığı” çalışanlar için bu olanaklar dahi söz konusu değil. Lisansüstü öğrencilerin “öğrenciliği” teknik olarak geçerli olsa da lisansüstü öğrenim akademisyenliğin bir zorunluluğu olduğundan, aldıkları eğitim aslında bir tür “uzmanlık eğitimine” denk düşüyor ve dâhil oldukları çalışma rejimi özlük haklarının tanımlanmasını gerektiriyor. Doktora sonrası araştırmacıların da bursiyerlerin de tanımlı bir statüsünün bulunmaması, bir iş sözleşmesinin tarafı olmamaları, söz konusu emekçilerin mevcut yaşamını zorlaştırıyor, emeklilik hakkı kazanmak için çalışmaları gereken süreden çalıyor, onları her türlü özlük hakkından yoksun bırakıyor. Mevcut mevzuata göre “kendi priminizi ödeyip çalışma gününüzden düşürebiliyorsunuz”, aldığınız düşük burs ücretleriyle bunu nasıl yaparsanız artık! Herhangi bir sigortalı işte çalışıp aynı zamanda bursiyer olamıyorsunuz ya da çok daha düşük bir burs miktarına razı oluyorsunuz. Doçent olmak için ders vermeniz gerekiyor, ama ders verince (şanslıysanız) sigorta girişiniz yapılıyor ve “çalışan” olarak değerlendiriliyorsunuz. Sendikalı olmak ise hayal bile edilemiyor! Çünkü sözleşme olmayınca, mevzuat nezdinde “işçi” de olunmuyor ve anayasal bir hak olan sendikal örgütlenme hakkı fiilen engellenmiş oluyor. Temel ekonomik haklardan mahrumsunuz, ama hak talep etmeye de “hakkınız yok”! Dolayısıyla önünüzde iki seçenek kalıyor: mevcut “burs” sistemine razı olmak ya da bilimsel faaliyeti “olanakları geniş olan” insanlara bırakmak. Genç bilim emekçileri için, güncel durum budur.
‘Bu durum değiştirilmelidir’
Üniversite Katılımcıları Derneği olarak, konunun muhatabı olan TÜBİTAK’a, YÖK’e, üniversitelere ve Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrımızdır: Bu durum değiştirilmelidir. Lisansüstü öğrenciler meslek sahibi olmuş, fiilen “araştırmacı” vasfıyla projelerde görev alan emekçilerdir. Yaptıkları iş yalnızca “kendi tezleri için çalışmaktan” ibaret değildir; bilgi üretimine katılmaktır. Yaptıkları yayınlar, yazdıkları tezler, kimi örneklerde üstlendikleri ders görevleri, fiili asistanlık görevleri bu sürecin bir parçasıdır. Mevcut ekonomik sistem ürettikleri bilgiden yararlanırken onlar üretimin unsuru olarak bile görülmemektedir. Lisansüstü eğitime hak kazanmış, akademik açıdan kendi yeterliliğini ortaya koymuş ve bu süreci tamamlayıp doktora derecesi kazanmış insanların bilgi ve becerilerinden yararlanılacak çok fazla alanın var olduğu aşikârdır. Bu insan kaynağının önemli bir kısmının burslarla geçim mücadelesi vermesi, birçoğunun bilimsel çalışmalarına devam edememesi onların iş bulmada yetersiz olmalarından değil, mevcut sistemin bu insan kaynağını “bedelsiz çalıştırma” içgüdüsüyle heba etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu israfa bir son verilmelidir. Tüm bursiyer ve araştırmacılarla üst işveren konumundaki kurumlar arasında iş sözleşmesi imzalanmalı, sözleşmelerin içeriği keyfiyete yer bırakmayacak şekilde standart ve güncel iktisadi gereksinimlerle uyumlu olmalı, sözleşmelerin tarafı olacak bilim emekçileri için tek bir iş kolunda tanımlama yapılmalı ve sendikal örgütlenmenin önündeki fiili engel kaldırılmalıdır.
Mevcut durumun iyileştirilmesi yasal düzenlemeler de gerektireceği için, TBMM’nin de üzerine düşeni yapması gerekmektedir. Mevcut Yükseköğretim Kanunu, üniversitelerdeki bilimsel araştırma faaliyetlerini tanımlı kategoriler dahilinde ele almalı ve çalışma rejimi bağlamında gerekli tanımlamaları yapmalıdır.
‘Omuz omuza mücadeleye çağırıyoruz’
Üniversite Katılımcıları Derneği olarak, tüm bilim emekçilerini, bu kabul edilemez durumun değişmesi için omuz omuza mücadeleye çağırıyor, Birlik Sendikası’nın yakın zamanda yaptığı çağrıyı desteklediğimizi ilan ediyoruz. Bizler “hakikatin peşinde koşan dervişler” değiliz; bilgi üreten emekçileriz. Üzerimizde mavi işçi tulumu olmasa da işçi sınıfının fertleriyiz ve emeğimizle geçinmekteyiz.
İnsanlığa karşı üstlendiğimiz sorumluluğu, emekçi olmanın gururuyla birleştirmeli ve yanı başımızdaki çalışma arkadaşlarımızın yaşadığı hak kayıplarının ortadan kaldırılması için onlarla birlikte mücadele etmeliyiz. Zira bu mücadele de insanlığa karşı başka bir sorumluluğumuzdur.(K:HABER.SOL)








