SAİNTS ‘N’ SİNNERS: METAL MÜZİĞE ÖNYARGILI BİLE OLSANIZ BU ALBÜME BİR ŞANS VERİN

0
392

Saints ‘n’ Sinners uzun bir aradan sonra yeni albümüyle dinleciyi karşısına çıktı. Bu vesileyle albümün çıkış hikayesinden, Türkçe hard rock ve heavy metal dünyasına, pandemide müzisyenlerin durumundan, müzik piyasasına geniş bir çerçevede sorularımızı yönelttik.

Saints ‘n’ Sinners’ı takip edenler tarzınızı yakından tanıyor. Kuşkusuz yeni albümünüzle birlikte grubu takip edenler de artacak. Saints ‘n’ Sinners’la henüz tanışmamış soL okuyucuları için öncelikle müziğinizden biraz bahsetmeni rica etsem…

70’lerin ve 80’lerin hard rock ve heavy metali bizim yapı taşımız diyebiliriz. Rainbow, Uriah Heep ve Iron Maiden gibi melodik tarafı öne çıkan bir grubuz sanıyorum. Yeni albümümüzle birlikte bu temelin üzerine modern film müziklerini andıran öğeler de eklemeye başladık. Sanırım işe yaradı.

Dikkatli bir dinleyici bu yelpazeye klasik müzik ve orkestral film müziklerini de ekleyebilir sanırım… Klasik müzik, çok sesli müzik ve heavy metal ilişkisine nasıl bakıyorsunuz ve Saints ‘n’ Sinners kendini bu anlamda nerede konumlandırıyor?

Kesinlikle haklısın. Bence hard rock ve heavy metalin melodik kolları birbirinden besleniyor. Bu listeye AOR gibi daha yumuşak tarzları da ekleyebilirim. İcra etme şekilleri farklı olmakla beraber şarkı yapıları veya akor dizilimleri birbirine çok benziyor. Klavye kullanımı en başından beri melodik metal gruplarında çok yaygın. Klavye ile ekleyeceğimiz herhangi bir partisyonu zenginleştirip orkestral hale getirdik sadece. “Senfonik” çok iddialı bir kelime bence. Ancak film müziği etkilenimli demek yanlış olmayacaktır. Kayıt teknolojisinin de gelişip daha ulaşılabilir bir hale gelmesi çok sesliliği müziğimize daha kolay entegre etme imkanı verdi bize.

Saints ‘n’ Sinners: Metal müziğe önyargılı bile olsanız bu albüme bir şans verin

Uzun bir aradan sonra yeni albümleriyle dinleyici karşısına çıkan Saints ‘n’ Sinners’a sorularımızı yönelttik.

BEKAM ÖRÜN

24.04.2022

Saints ‘n’ Sinners uzun bir aradan sonra yeni albümüyle dinleciyi karşısına çıktı. Bu vesileyle albümün çıkış hikayesinden, Türkçe hard rock ve heavy metal dünyasına, pandemide müzisyenlerin durumundan, müzik piyasasına geniş bir çerçevede sorularımızı yönelttik.

Saints ‘n’ Sinners’ı takip edenler tarzınızı yakından tanıyor. Kuşkusuz yeni albümünüzle birlikte grubu takip edenler de artacak. Saints ‘n’ Sinners’la henüz tanışmamış soL okuyucuları için öncelikle müziğinizden biraz bahsetmeni rica etsem…

70’lerin ve 80’lerin hard rock ve heavy metali bizim yapı taşımız diyebiliriz. Rainbow, Uriah Heep ve Iron Maiden gibi melodik tarafı öne çıkan bir grubuz sanıyorum. Yeni albümümüzle birlikte bu temelin üzerine modern film müziklerini andıran öğeler de eklemeye başladık. Sanırım işe yaradı.

Dikkatli bir dinleyici bu yelpazeye klasik müzik ve orkestral film müziklerini de ekleyebilir sanırım… Klasik müzik, çok sesli müzik ve heavy metal ilişkisine nasıl bakıyorsunuz ve Saints ‘n’ Sinners kendini bu anlamda nerede konumlandırıyor?

Kesinlikle haklısın. Bence hard rock ve heavy metalin melodik kolları birbirinden besleniyor. Bu listeye AOR gibi daha yumuşak tarzları da ekleyebilirim. İcra etme şekilleri farklı olmakla beraber şarkı yapıları veya akor dizilimleri birbirine çok benziyor. Klavye kullanımı en başından beri melodik metal gruplarında çok yaygın. Klavye ile ekleyeceğimiz herhangi bir partisyonu zenginleştirip orkestral hale getirdik sadece. “Senfonik” çok iddialı bir kelime bence. Ancak film müziği etkilenimli demek yanlış olmayacaktır. Kayıt teknolojisinin de gelişip daha ulaşılabilir bir hale gelmesi çok sesliliği müziğimize daha kolay entegre etme imkanı verdi bize.

Biraz da şarkı sözlerinizden bahsedelim isterim. İlk albümün aksine Rise of the Alchemist başı ve sonu olan bir öyküyü anlatan bir konsept albüm olmasa da, şarkı sözlerinin arasında bağlantılar da var. Rise of the Alchemist sözleriyle bize hangi öyküleri anlatıyor?

Albümdeki tüm simya ve benzeri referansları sembolik olarak kullandık. Simyacıların değersiz bir metalden değerli bir metal, yani altın elde etme çabasını iyilik – kötülük, zaman -uzay, yaşam – ölüm gibi farklı kavramlar üzerinden tüm albüme yaydık. Aslında albümde Queensryche’ın Operation Mindcrime albümü gibi birbirine bağlanmış şarkılarla anlatılan somut bir hikaye yok. Daha ziyade Iron Maiden’ın Seventh Son of a Seventh Son albümü gibi, her şarkı tek başına da bir anlam ifade edebiliyor. Şarkıların sözlerinin sembolik olması, her dinleyicinin şarkıyı kendine göre yorumlamasına olanak tanıyor.

İlk albümünüzle arada dokuz sene gibi oldukça uzun bir süre var. Saints ‘n’ Sinners dinleyicileri Rise of the Alchemist’i neden bu kadar bekledi?

Maalesef asıl işimiz müzik değil. Her birimizin Saints ‘N’ Sinners harici meslekleri de olduğu için normal bir müzisyen gibi haftanın her gününü değil, ancak boş zamanlarımızı müziğe ayırabiliyoruz. Bunun haricinde bir sürü aksaklık yaşadık. Ekipmanlarımız çalındı, gruptan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Hepsinin partisyonları teker teker yeni arkadaşlarımız tarafından yeniden kaydedildi. Ayrıca bir süre kafamıza yatan bir plak şirketi bulmaya çalıştık ancak bize sunulan teklifleri masaya yatırdığımızda yapabileceğimiz en iyi şeyin kendi plak şirketimizi kurup albümü oradan çıkarmak olduğuna karar verdik. Böylece albümün tüm hakları asıl sahiplerine yani bize ait olacaktı. Ve tabii ki en önemlisi pandemi dönemine denk geldi. Albümü 2020 başında çıkarmayı planlıyorduk; çünkü albüm neredeyse hazırdı. Pandemi hafiflemeden çıkarmayı pek mantıklı bulmadık. Tamamen müzik işine odaklanmayı çok isterdik; ancak pandemi dönemi bunun ne kadar zor olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Birçok müzisyen iş bulamadığı kendi hayatına son verdi. Bu korkunç bir şey.

Pandeminin etkilerinden bahsetmişken… Kapitalizm koşullarında yaşadığımız pandeminin müzisyenlerin hayatlarını nasıl etkilediğine hep birlikte tanık olduk. Sizler için bu dönem nasıl geçti? Müzik emekçileriyle bu dönemde bir araya gelme, birlikte örgütlü çareler üretme şansınız oldu mu?

Çok zordu. Kayıt yapabilmek için birimizin evinden diğerinin evine bile gidemiyorduk çünkü sokağa çıkma yasağı vardı. Uzun süre birbirimizin yüzünü göremedik. Biz, diğer günlük işlerine devam eden şanslı azınlıktandık. Diğer müzik emekçilerinin durumu ise korkunçtu. Burada sadece müzisyenlerden bahsetmek doğru olmaz. Konserlerde çalışan ses ve ışık teknisyenleri, kayıt mühendisleri, sahne görevlileri, canlı müzik icra edilen bar ve kafe gibi mekanlarda çalışan emekçilerin neler yaşadığına birinci elden şahit olduk. Çoğu ülkede olduğu gibi müzisyenlik burada da gerçek bir meslek olarak kabul edilmediği için bu gibi durumlarda ilk yarayı alan hep müzik sektörünün emekçileri oluyor. Hiç kimsenin iş güvencesi yok. Kimse yarın ne olacağını bilmiyor. Tabii ki devletin de bu gibi durumlarda uygulayacağı bir sosyal güvence politikası yok. Sermaye yara almasın diye fabrikalardaki insanları üç vardiya çalıştırmaya devam ettiler. Zaten pandeminin zirve yaptığı dönemlerde en yüksek vakalar hep Trakya gibi sanayinin yoğun olduğu bölgelerden geliyordu.

Pandemi döneminde Saints ‘n’ Sinners için gülümseten bir bir araya gelişe de tanık olduk. Queen gitaristi Brian May’le bir çalışmanız oldu…

Brian May ile Hammer to Fall’u icra etme fikri tamamen bir günde gerçekleşti. Bir sabah uyandığımda Brian May’in tek başına bu şarkıyı kaydettiğini ve takipçilerine “bana eşlik edebilirsiniz” dediğini gördüm. Hemen bizimkilere yazıp ellerinde hangi imkânlar varsa onlara bu şarkıya eşlik etmelerini, sonrasında hepsini miksleyeceğimi söyledim. Başta biraz garip karşıladılar; ama ortaya çıkan sonuç çok iyiydi. Zaten Queen ile uzun zamandır bir bağımız var. Mehmet, pandemi öncesinde İspanya’da bir Queen müzikalinde sahne alıyordu. As Above So Below gibi şarkıların vokal düzenlemelerine baktığında da Queen etkisini net bir şekilde görebilirsin.

Az önce albümün bu denli gecikmesinin gerekçelerden birinin de plak şirketleriyle bağlantılı olduğundan bahsettin. Büyük rock gruplarının bile kolay kolay cesaret edemeyeceği bir adım attınız. Albümünüz kendi kurduğunuz plak şirketinden çıktı. Bu konuyu biraz açalım isterim.

Artık her şey dijital platformlar üzerinden ilerliyor. CD veya plak satışları sadece koleksiyonculara veya eski alışkanlıklarından vazgeçemeyenlere yönelik sembolik şeyler. Plak şirketlerinin bize sundukları biraz koşulsuz teslim anlaşmaları gibiydi ve karşılığında pek bir şey vaat etmiyorlardı. Bazı ilgimizi çeken tekliflerle gelen şirketler de oldu ancak bize en erken bir sene sonraya gün verebiliyorlardı. Çünkü pandemi döneminde çoğu albümün çıkışı ileri bir tarihe ertelenmişti. Biz eğer yeterli miktarda zaman harcarsak, bu şirketlerin yaptığı işleri yapabileceğimizi biliyorduk. Bir de elimizdeki işe güveniyorduk. Bu bağımsız ilerleme konusunda menajerimiz demekten hiç hoşlanmadığım, daha ziyade grubun altıncı elemanı olan Burak’ın da emeği çok büyük. O yüzden şu anda tüm dünyada albüm kulaktan kulağa hızla yayılıyor. Her gün farklı ülkelerden e-posta alıyoruz. İnsanlar CD ve plak satın almak istiyorlar. Mayıs ayından itibaren CD’leri satışa sunacağız. Plaklar için de ön sipariş almaya başladık bile.

Pandeminin etkilerinin artık azalması ve toplumsal yaşamın normale dönmeye başlamasıyla birlikte konser haberleri de gelmeye başladı artık. Romanya’daki bir festivalde Kiss ve Whitesnake ile aynı sahneyi paylaşacaksınız sanırım bu sene.

Bu kariyerimizdeki en büyük konser diyebiliriz. Iron Maiden dahi 80’lerin başında Kiss ile beraber turlayarak kariyerlerine hız kazandırdı. Biz bu hızı kazanana kadar biraz zaman geçmiş olsa da hem Kiss’in hem de Whitesnake’in veda turnesinde onlara eşlik eden gruplardan biri olmak bizim için çok heyecan verici. Hem o konserde müzisyen olarak yer almak hem de sahnede çaldıktan sonra bu grupları seyirci olarak izlemek için sabırsızlanıyoruz.

Bulgaristan, Romanya, Rusya gibi eski sosyalist ülkelerde birçok konser verdiniz. Hatta Türkiye’de verdiğiniz konserlerden fazla diyebiliriz. Bu ülkelerden size yönelik ilgi oldukça dinamik. Eski sosyalist ülkelerde heavy metale olan ilginin hâlâ bu denli canlı olmasını ve kuşkusuz size olan ilgiyi neye bağlıyorsun?

Her ne kadar batının sanat ve kültür gibi konuları reel sosyalist ülkelere penetrasyon için bir araç olarak kullanması tarihsel bir gerçeklik olsa da bu müziğin 80’li yıllar boyunca sosyalist ülkelerde de hızlıca yayıldığını, hatta sosyalist ülkelerde konserler verdiklerini biliyoruz. Sovyet müzik eğitiminde klasik müziğin yeri tartışılmazdı ve bu sanırım eski sosyalist ülkelerin DNA’sına işlemiş. Klasik müzik etkili hard rock ve heavy metal grupları orada hâlâ popüler. Deep Purple orada hala çok büyük. Sadece Deep Purple demek doğru olmaz; başta Ritchie Blackmore ve Ronnie James Dio olmak üzere o aile ağacından gelen herkes orada halen çok büyük. Bulgaristan’da Dio’nun heykeli var mesela. Bizim de müziğimizdeki Rainbow etkileri malum. Bunun fark edildiğini düşünüyorum.

Albümden hemen önce, albümde de yer alan üç tekliyi, YouTube’da yayımladığınız üç ayrı kliple çıkardınız. Saints ‘n’ Sinners sosyal medyada oldukça aktif. YouTube kanalınızın da kliplerle sınırlı kalmayacağını düşünüyorum. Yeni sürprizler bekleyelim mi?

Az önce de dediğim gibi her şey dijital mecralar üzerinde artık. Biraz uzak kaldık buralardan. Şimdi daha fazla aktif olacağız. Şu anda Mayıs ve Haziran için iki klip daha var gündemde. Ayrıca albümün yapımını anlattığımız küçük bir belgesel hazırlıyoruz. Konserlerin arka planını, stüdyo anlarımızı paylaşacağız. Grupta bir iki kişinin mutfakla arası iyi. Yemek tarifi video çeksek mi diye dahi düşündük.

Kısa ve orta vadeli planlardan bahsetsek biraz…

İkinci albüm için bu kadar uzun süre beklememizin bir avantajı da şu oldu: Bu süre zarfında boş durmadık ve yeni şarkılar biriktirdik. Şimdi zaman kaybetmeden onların içinden en iyilerini seçip hemen üçüncü albümün kaydına girmek istiyoruz. Ayrıca bundan sonraki konserlerimizin kayıtlarını alabileceğimiz mini bir sistem hazırladık kendimize. Mutlaka bir konser albümü de çıkarmak istiyoruz. Rise of the Alchemist’e gelen ilgi bizi çok memnun etti. Gelen en büyük övgülerden biri de benim için şuydu: İnsanlar uzun süre sonra ilk kez bir albümü baştan sona sıkılmadan dinlediklerini dile getirdiler. Çünkü günümüzde artık çoğunlukla ya single çıkarılıyor ya da bir tane iyi şarkıya on tane vasat şarkının eşlik ettiği albümler piyasaya çıkıyor. Bu döngüyü kırabilen birkaç isimden biri olmak gerçekten çok mutlu etti bizi.

Son olarak dinlediğiniz tarz ne kadar farklı olursa olsun, ya da metale ne kadar önyargılı olursanız olun, Rise of the Alchemist’e bir şans vermenizi istiyorum. Eminim ki hoşunuza gidecek en az iki şarkı olacaktır. Herkese sevgiler!

Saints ‘n’ Sinners: Türkiye’nin Başarılı Heavy Metal Grubu

Bekâm ÖRÜN

Yakından takip edenler için Türkiye’de heavy metalin ülke topraklarında arz-ı endam ettiği 80’li yıllardan itibaren zaman zaman alevlenip zaman zaman sönen, ama bugüne dek de ara ara kendini anımsatan iki başat tartışma oldukça tanıdık gelecektir:

İlki, “Türkçe sözlü heavy metal olur mu, olmaz mı” tartışması. Aslında bu tartışma ortaya atıldığında yanıtı çoktan örnekleriyle ortaya konmuştu bile: Olur! Heavy metalin ülkedeki ilk örneklerini veren Whisky, Devil, Objektif gibi gruplar zaten en başından beri Türkçe sözlerle icra etmişti müziklerini. Üstelik müzikal yelpazeyi biraz genişletmek pahasına Türkçe’yi müziklerinde ustalıkla kullanan Bulutsuzluk Özlemi, Kesmeşeker, Kramp gibi rock ve hard rock gruplarını düşündüğümüzde, bugünden yapılacak bir yorumla, tartışma ölü doğmuş bile denebilirdi.

Ne var ki tartışma rock müziğin Türkiye’de ilk örneklerini verdiği günlerin varoluşsal tartışması olmasından çok, ulusal ölçekte belli bir tanınırlık ve başarı kazanan grupların gözünü başta Avrupa olmak üzere uluslararası alana diktiği günlerde açılan bir tartışmaydı. İngilizce müzik yapıp Avrupa’nın kapısını bir türlü açmayı beceremeyen gruplar 90’lı yılların ortasından itibaren yeninden Türkçe sözlere dönmeyi tartışıyor, bu defa ülke içinde büyük plak firmalarıyla anlaşma imzalayıp müziklerindeki ve tavırlarındaki sertliği törpüleyerek o yıllarda sayıları hızla artan ulusal müzik kanallarında boy göstermeye gayret ediyor; tersinden bazı gruplar da İngilizce sözlerde ısrar ederek, 90’ların sonunda yeniden canlanıp yeni dinleyici nesillerine ulaşmayı beceren heavy metal piyasasının de etkisiyle, yurtdışı hayallerini diri tutuyordu.

İkinci tartışmanın ilkinden daha yapay olduğunu, arkasında büyük plak şirketlerinin, büyük organizatörlerin siluetlerinin tül perdelerin arkasından bulanık da olsa göründüğü şekliyle bir müzik – piyasa uyumu gözeten masa başı mühendisliğinin marifeti olduğunu baştan belirtmek gerekir. İngiltere’nin işçi mahallelerinde doğan ve haliyle batılı müzik kalıplarına ve kavrayışına sahip heavy metale doğu müziğinin kalıp, melodi, motif ve enstrümanlarıyla birleştirip daha doğulu ve “Anadolulu” bir heavy metal yaratma arayışları grupların kendi tercihlerinden çok bu mühendisliğin ve piyasacılığın eklektik arayışı olarak şekillendi.

Bahsettiğimiz bu iki tartışmanın çakıştığı en somut örnek olarak, adıyla müstesna, Pentagram’ın “Anatolia” albümünü gösterebiliriz. Majör bir plak şirketinden yayımlanan, grubun önceki albümlerinin aksine Türkçe parçalar barındıran ve müzikal tarzlarının eskiye oranla “yumuşadığı” eleştirilerine maruz kalan bu albümle Pentagram yurt içinde büyük bir başarıya imza atmıştı atmasına; ama bir süre daha inat edeceği yurtdışı açılımından eli boş dönecekti. Nihayet bu girişim neyli, sazlı, “Çağrı” film müzikli eklektik tarz eşliğinde Bill Clinton’ın da izleyiciler arasında bulunduğu AGİT Zirvesi’nde yapılan ve Tasavvuf Musiki Heyeti’nden Mehter Takımı’na, Seferad Sinagog İlahileri Korosu’ndan MFÖ’ye katılımcıların olduğu bir konserde, Pentagram’ın da oryantalist kültürel bir kenar süsü gibi iliştirilmiş katılımıyla mantıkî sınırlarına ulaşarak sönümlenecek, 70’li yıllarda Türk edebiyatında tanık olduğumuz yerelleşerek ve evrensel kuralları zorlayarak evrenselleşme tartışmaları ve çabalarının müzik sermayesi destekli bir benzeri denemesi böylelikle boşa çıkacaktı.

Saints ‘n’ Sinners’ın 8 Nisan’da çıkan “Rise of the Alchemist” albümünü ilk dinlediğimde işte uzun yıllara yayılan tüm bu tartışmalar üşüştü aklıma. Diğer bazı gruplara haksızlık etmemeli; ancak albümü dinlediğimde gerçekten de yıllarca çözüme bağlanmayan kısır tartışmaları yaşamın pratiği içinde, üstelik geçerken, çözüp geçiverdiğini düşündüm grubun. Kendini eklektizme zorlamadan, müziğin evrensel kurallarını bir kenara koymak ne kelime, onlara sımsıkı sarılarak ve fakat bunu kendi çıktığı toprakları da reddetmek gibi bir hesaba da girişmeden yapılmış, heavy metalin evrensel ve çağdaşı iyi örnekleriyle rahatlıkla aşık atabilecek bir albüme imza atmış olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz Saints ‘n’ Sinners’ın.

Deep Purple, Rainbow, Iron Maiden, Helloween gibi gruplardan beslenen; ama bu beslenmeyi kopyala – yapıştır bir öykünmenin çok ötesine geçerek kendi müzikal karakterini dinleyiciye daha albümün ilk parçasıyla kabul ettiren bir tarza sahip albüm. Ustaca yazılmış şarkılar, melodik ve akılda kalıcı bir yapı, çok güçlü bir vokal, güçlü gitar soloları ve parçalara başarıyla entegre edilmiş, modern film müziklerindeki kullanımın bir benzeri orkestral çokseslilik, iyi bir kayıt ve prodüksyon albümün tamamına hakim.

Teknolojinin yayılımı ve sömürünün derinleşmesiyle birlikte sanat eserlerinin biçimlerinin ve toplumların eserle kurduğu ilişkinin nasıl değiştiği tamamen ayrı bir yazı konusu. Bununla birlikte hızı sürekli artan toplumsal yaşamda örneğin 500 küsur sayfalık romanların yerini hızlı tüketilebilecek edebiyat “ürün”lerinin ya da bir senfonilerin, müzik albümlerinin yerini dijital platformlarda yayımlanan tekli, süre açısından kısa, vurucu, hızlı tüketilebilir müzik örneklerinin aldığı bir vakıa.

Bir saati aşkın süresiyle Rise of The Alchemist baştan sona dinlenebilecek bütünlüklü bir albüm olarak bu gidişatın karşısına da dikilme, “hayatı yavaşlatın” deme cesaretini gösteriyor aynı zamanda. On parçadan oluşan albümde her parça hem kendini dinletecek yetkinliğe fazlasıyla sahip, hem de bütünlüklü bir albüm kurgusuyla dinleyiciye sunuluyor.

Plak şirketlerinin oldukça ağır maddelerden müteşekkil anlaşmalarına da rest çekip dinleyicileriyle aralarındaki dolayımı kaldırma cesareti gösteren grubun albüm öncesinde yayımladığı üç tekliyi beğenilerinize sunuyoruz.(K:HABER SOL)

Bir Cevap Yazın