PROF. DR. BİLGE DEMİRKÖZ:”TÜRKİYE’NİN YARI İLETKEN VE ÇİP KONUSUNU MİLLİ GÜVENLİK SORUNU OLARAK GÖRMESİ GEREKİYOR”

0
492

PROF. DR. BİLGE DEMİRKÖZ:”TÜRKİYE’NİN YARI İLETKEN VE ÇİP KONUSUNU MİLLİ GÜVENLİK SORUNU OLARAK GÖRMESİ GEREKİYOR”

ODTÜ Uzay ve Hızlandırıcı Teknolojiler Uygulama ve Araştırma Merkezi (İVMER) Müdürü Prof. Dr. Bilge Demirköz, Türkiye’deki yarı iletken faaliyetlerine dikkati çekerek, Türkiye’nin çip ve yarı iletken konusunu milli güvenlik sorunu olarak görmesi gerektiğini söyledi.

Demirköz, İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu (WEF) sırasında AA muhabirine, Davos’ta bu sene ilk kez bu kadar politika konuşulduğunu ve bunun nedenin de özellikle Türkiye’nin etrafını sarmış olan ülkelerde ki hem politik çatışmalar hem de savaşlar olduğunu anlattı.

Yapay zekanın da neredeyse aynı ağırlıkta kaldığına dikkati çeken Demirköz, yapay zekanın sosyal etkileri konusundaki kafa karışıklığının devam ettiğini ve kendisinin bu toplantıda da gerçekleştirdiği birebir görüşmelerde yapay zekanın sosyal yansımalarına ilişkin kafaların çok karışık olduğunu gördüğünü aktardı.

Demirköz, yapay zekanın yönetilebilir olmasının konuşulması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sonuç olarak burada bir çoklu paydaşların değer üretiminin nasıl sağlıklı ve sürdürülebilir yapılacağı ve onun nasıl bir güvenlik açığı haline gelmeyeceğini konuşmamız lazım. Yönetilebilir bence bu demek. Şimdi burada dünyada bu kadar terör organizasyonu varken siz istediğiniz kadar bazı kanunları çerçevesinde yapay zekayı denetlemeye çalışan mekanizmaları koruyun, bir yere kadar. Bir insanın kendi bilgisayarında, internette kapalı bir ortamda ne üretebileceği konusunda aslında elimiz çok zayıf.”

Demirköz, bu açıdan, güvenlik güçlerinin yapay zekanın kötü kullanımının nasıl kanıtlanacağını sorgulaması ve düşünmesi gerektiğini belirterek, “Bu konu henüz netleşmiş değil. Yine Avrupa Birliğinin ortaya koyduğu son ‘AI Act’ yapay zeka kanununda birçok açık var. Örnek olarak evet çocuk pornografisine karşı bir orada madde var ama mesela kadınların vücut imajlarının değiştirilmesi konusunda yahut kendini azınlık olarak hissedebilecek herhangi bir gruba yönelik bir saldırının yapılmasında bir öngörü yok.” dedi.

“Yarı iletken konusu hem Avrupa hem de Amerika için bir milli güvenlik sorununa dönüştü”

Prof. Dr. Bilge Demirköz, katıldığı panellere değinerek, sanayi teşviklerinin endüstriyel gelişimi teşvik mi ettiği yoksa tembelliğe mi sevk ettiği konusunda çok ilginç bazı tartışmalar yaşandığını aktardı.

Demirköz, Intel Genel Müdürü Pat Gelsinger’in konuşmasının çok ilginç olduğunu ve yarı iletken konusunun artık hem Avrupa hem de Amerika için bir milli güvenlik sorununa dönüştüğünü ifade etti.

Dünyanın en büyük yarı iletken üreticisinin Tayvan’da olmasının dünyada artık bir güvenlik sorunu haline geldiğini dile getiren Demirköz, şu açıklamalarda bulundu:

“Çin’in Tayvan üstündeki yaptığı baskıyı hepimiz izliyoruz. Yakında bir de Tayvan’da seçim olacak. Onun çıktısının bölgeye nasıl yansıyacağı konusunda doğal endişeler var. Bu endişelerin de yarı iletken faaliyetleri, yarı iletken geliştirilmesi konusundaki şirketler üzerindeki etkisi var. Şimdi mesela Intel hem Avrupa’da, Amerika’da yeni yatırımlar yapıyor ve bu baskının bir kısmını, en azından öngörülür risklere olan bağımlılığını azaltmaya çalışacak. Bu konu bence çok önemli.”

“Hangi çipleri üreteceğimiz konusunda yol haritasıyla aksiyon alınmalı”

Demirköz, Türkiye’deki yarı iletken faaliyetlerine değinerek, Türkiye’nin de çip ve yarı iletken konusunu milli güvenlik sorunu olarak görmesi gerektiğini vurguladı.

Ülkedeki yarı iletken konusunda çalışan birçok akademik faaliyetin ve araştırma merkezinin olduğunu dile getiren Demirköz, şu bilgileri verdi:

“TÜBİTAK BİLGEM Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsünde (UEKAE) Yarı İletken Teknolojileri Araştırma Laboratuvarı (YİTAL) var. Onlarla algıç ve okuma elektroniği konularında birlikte çalışıyoruz. Yine ODTÜ Mikro-Elektromekanik Sistemler (MEMS) Merkezi, Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezinde (UNAM) ve birçok laboratuvarlarda münferit ama başarılı ve gurur duyduğumuz faaliyetler yürüyor. Ancak Türkiye’de bu konuda bir amiral gemisi henüz yok ve olması gerektiğini her yerde söylemeye devam ediyoruz. Bütün çipleri üretmemize gerek yok. Ama neyi üretmemiz gerekiyor? Bunun yol haritası ile birlikte aksiyon alınmasına artık Türkiye çok ihtiyaç duyuyor. Ülkemizde çalışan çoğu araştırmacı da bu ihtiyacı hissediyor. Ne yazık ki aldığınız çiplerin en azından yüzde 90’ında yurt dışına bağımlıyız. TÜBİTAK BİLGEM UEKAE’nın geliştirdiği algıçları ve çipleri kullanıyoruz ama onun ötesinde diğer çiplerde riskli faktörümüz şu anda yine çok büyük.”

“İnsanlı bir uçuş özellikle gençlere ve çocuklara farklı bir bakış açısı sağlayacak”

Prof. Dr. Bilge Demirköz, Türkiye’nin uzaya ilk defa astronot göndermesine de değinerek, kendisinin ve öğrencilerinin çok heyecanlı bir şekilde uzaya gidecek ilk Türk astronot olacak Alper Gezeravcı’yı takip ettiklerini anlattı.

Türkiye’nin uzay yolculuğunda şimdiye kadar birçok adım atıldığını ve bunlardan en önemlisinin yer gözlem uyduları olduğunu dile getiren Demirköz, Türksat’ın yerlileştirilmesi ve millileştirilmesi hususunun Türkiye için önemli bir adım olarak öne çıktığını ve şimdi de Savunma Sanayii Başkanlığı nezdinde devam eden başarılı bir uzay yol haritası olduğunu anlattı.

Demirköz, insanlı bir uçuşun özellikle gençlere ve çocuklara farklı bir bakış açısı sağlayacağını kaydederek, şu ifadeleri kullandı:

“Benim de uzay alanında olmama neden olan şeylerden bir tanesi gençliğimde Challenger faciasını canlı seyrediyordum. Çocuktum ve televizyonda onu canlı seyretmiştim. Tabii ki üzülmüştük. İlk kez bir öğretmen uzaya gidecekti ve bu bizi çok heyecanlandırmıştı. Şimdi bir Türk’ün oraya gitmesi, bayrağımızı oraya taşıyacak olması ve Türkiye’den akademisyenlerin tasarladığı bilimsel deneyleri yapacak olması çok değerli….Artık bizim de astronotumuz Uluslararası Uzay İstasyonunda deney yapıyor diyebileceğiz.”

“Yurt dışına göçe farklı açılardan bakmak gerekiyor”

Bilge Demirköz, yurt dışına bir göçün olduğu ama bu göçe farklı açılardan da bakmak gerektiğini söyledi.

Demirköz, “Şimdi İsviçre’deyiz ve İsviçrelilerin çoğu da bir noktada yurt dışına gidiyor. Sonra tekrar ülkeleri ile olan bağlarından dolayı bazen tekrar ülkelerine geri geliyorlar. Bazen işbirlikleri kuruyorlar ve yatırım yapıyorlar. Bu doğru yönetilirse, aslında Türkiye’nin kazancı olabilir. Yeter ki biz yurt dışına taşınan insanlarımızla etkili iletişimi koparmayalım.” diye konuştu.

Yurt dışına gidenlerin Türkiye’ye dönmeleri için fırsatların, iş alanlarının açılabileceğini anlatan Demirköz, “Ülkemiz ile ortak gerçekleştirilebilecek faaliyetler için çalışarak, akademisyenler için bilim diplomasisi, iş insanları için yatırım diplomasisi araçlarını kullanmak bence çok değerli olur. Yurt dışına taşınan her Türk vatandaşımızı bir elçi gibi görebiliriz ve geri döndüklerinde de yine aynı heyecanla onları karşılayabiliriz.” diye konuştu.

“Üniversite ile sanayi arasındaki işbirliğinin artması için sanayi bu ihtiyacı hissetmeli”

ODTÜ İVMER Müdürü Demirköz, Türkiye’deki üniversiteler ile sanayi işbirliğinden bahsederek, üniversite ve sanayi arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi için öncelikle sanayinin bu ihtiyacı hissetmesi gerektiğini söyledi.

Sanayi sektörünün üniversiteler ile işbirliğini sadece teşviklerden faydalanmak için yapması haline oradan yine bir şey çıkmayacağını dile getiren Demirköz, şöyle konuştu:

“Ne zaman ki ülkedeki sanayi, ‘ya benim bir problemim var, bunu en iyi üniversite çözebilir’ dediği zaman ve bir hoca da ‘ya ben bunu laboratuvarda yaptım ama bir de sanayicilerle görüşeyim’ dediği zaman ikisinin de aynı masada buluşabileceği artık teknoloji transfer ofislerimiz var. Şimdi onlarca kez şirketlerle masaya oturmuş bir hoca olarak şunu söyleyebilirim : burada özellikle fikri hakların paylaşımları konusunda iyi örneklere ihtiyacımız var.

Şu anda henüz Türkiye’de iyi örnekleri tam anlamıyla oluşturamadık. Çoğunlukla şirketler geldiklerinde diyorlar ki, bütün fikri haklar benim olsun. Ama hocalar da tabii ki bu fikri hakların hepsini doğal olarak vermek istemiyorlar. Dünya ekonomik formunda sıklıkla kullanılan bir terim, çoklu paydaşların ortak değer üretimi. Her paydaşın değer üretimine katkı vereceği, verebileceği bir modelin Türkiye’de de yerleşmesi lazım.”

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın