NE ZAMAN BU KADAR DEĞERSİZ OLDU YAŞAMIMIZ
Son yıllarda yaşadıklarımızın bizlere öğrettiği o kadar çok şey var ki. Çok uzağa gitmeyelim. 2020 yılında pandemi ile tanışık. Hepimiz evlerimizdeki bir avuç toprağa sarıldı; evinde hobi bahçeleri yaratmaya, ufakta olsa sebze yetiştirmeye başladı. Ada insanıyız. Eskiden beri var olan alışkınlarımız yeniden hayatımıza geri geldi. Hepimiz evimizde ekmek yapmaya, yoğurt damızlamaya başladık. Geri dönüşüm fikirleri ile yaratıcılığımızı geliştirdik. Bildiğimiz birçok şey yeniden hayatımıza geri döndü. Kısa süreliğine de olsa, tüketici modundan üretici moduna geçtik her anlamda. Tabi ki çok uzun sürmedi. Bir anda hepsinden vazgeçtik.
Adıyaman’da yaşanan deprem sonrasında birçok kayıp yaşadık. Tüm ülke olarak ciğerimiz yandı. Unutulmayacak bir acıydı bu, atlatılması zor… Deprem gerçeği ve sonuçları ile yüzleştik acı bir şekilde toplum olarak. Yıllardır uzmanların tüm uyarılarına rağmen hiçbir önlem almadığımızı hatırladık. Yılkıma tehlikesi olan binalar yeniden gündemimize geldi. Kıbrıs Türk Mimar Mühendis Odaları Birliği, birçok okul ve kamu binası ile ilgili denetimlerini hızlandırd,ı raporlar hazırlandı. Sonrasında ilgili bakanlıklara raporlar iletildi. Olması gereken neydi peki? Bütçe ayırıp güçlendirme çalışmalarının yapılması veya yıkıp yeninden inşa etmek. Biz ne yaptık peki; hiçbir plan program yapmadan geçici olarak konteyner sınıflar yarattık. İlk başta çocukların güvenliği için evet bu yapılması gereken en erken sonuç veren uygulamaydı. Peki sonrasında? Yıkım kararı çıkan okullar, güçlendirilmesi gereken yapılar ile ilgili bir bütçeleme veya projelendirme yaptık mı devlet olarak? Bildiğim kadarı ile hayır. Sadece övünüyoruz yarattığımız kaotik ortamlarla. Toplum olarak peki gereken direnci gösteriyor muyuz? Öz eleştiri yapmak gerekirse hayır. Birilerinin bizim için konuşmasını ve mücadele etmesini beklemekten bir adım öteye gitmedik.
Geçtiğimiz günlerde yaşanan Bolu’daki yangın sonrasında yine kayıplar yaşadık. Yine birçok can kaybettik. Yangının çıkmasından sonra yangının yaşandığı otelde yangın merdiveni olmadığı, gerekli güvenlik sisteminin olmadığı gerçeği ortaya çıktı. Daha da trajik kısmı Bolu Belediyesi İtfaiyesinin yapmış olduğu denetim raporunda geçen yıl otelin açılmasına onay verilmemiş, otelin değerlendirme kararını geri çekmesi ile izinlendirme sürecinin durduğu, bu yıl ise başka bir firma aracılığı ile yapılan yangın denetiminden tesisin geçtiği ve açılışının sezon açılışından hemen önce ilgili Bakanlık tarafından onaylandığı ideaları var ortada. Yangında hayatını kaybeden kişilerin yangın merdivenine erişemediği/ merdivenin olmayışı, duman detektörün olmayışı, itfaiyenin 40 km uzaklıkta olmasından kaynaklı olduğu ortaya atılan idealar arasında. Peki ülkemizde uygulamalar nasıl? Yüksek katlı binalara erişim konusunda itfaiye araçlarımız yeterli donanıma sahip mi? Bu binalarda yangın merdivenleri ve gerekli işaretlemeler yapılıyor mu? Bunların kontrollerini kimler yapıyor. Apartman veya toplu yaşam alanlarında, kamusal alanlarda yangın tüpleri ile ilgili denetimler yapılıyor mu? Pek sanmıyorum (bunun ile ilgili yasal sorumluluklar hangi kuruma ait emin değilim) .
Biz bir ada ülkesiyiz. Ve topraklarımız sonsuz değil. Tarım alanlarımız verimli topraklarımız, sulak alanlarımız, sahillerimiz değerli ve sınırlı. Öncelikle bunu kabul etmeliyiz. Yaşadığımız topraklara sahip çıkmalı benzer acıların tekrarlanmaması için gerekli önlemleri almalıyız. Bizde olmaz, yıllardır böyle bir şey olmadı, bunların hepsi hurafe demekle olmuyor. Her gün etrafımızda yükselen binalara erişim sağlayacak itfaiye araçlarımız yok. (20 katlı bina yapıyoruz ama itfaiye aracımız yok, yangın merdivenleri yok) olası bir yangının çıkması durumunda bu binalarda yaşayan kişilerin can güvenliğini nasıl sağlayacağız? Yaşanan kötü tecrübelerden ders alınmalı. Deprem, yangın ve sel gibi felaketlere karşı alınan önlemler binlercemizin hayatını koruyor. Devlet olabilmenin ilk şartlarından biri, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Bu yükümlülüğünü unutmamalı bizi idare edenler. Bu tür afetler kimin akrabası olduğunuza, zengin ya da fakir oluşunuza, kimin izin verdiğine bakmaz unutmamak gerek… Yaşananlardan ders almalı.
Münevver Ebedi Çakmak
Uluslararası Hukuk ve Toplumsal Cinsiyet eşitliği Uzmanı
