SAYGI…
Münevver Ebedi Çakmak
Uluslararası Hukuk ve Toplumsal Cinsiyet eşitliği Uzmanı
Etrafımızda olup bitenlere bir bakalım. Özellikle Pandemi sürecinin tamamlanmasının ardından toplum olarak daha hızlı tüketmeye ve daha çok kendimize odaklı bir yaşam tarzına benimsediğimizi ve buna sahip olduğumuzu düşünüyorum son zamanlarda. Toplumsal olarak değerlendirilmesi gereken doğa katliamlarına ses çıkarmazken, etrafımızda olan biten kültürel dengelerimizi deforme eden olayların da dışında duruyoruz.
Erenköy- Karpaz da katledilen ormanlar, gerekli bütçe ayrılmadığı için zamanında mücadele edilmediği için Çam Kese Böceğine yenilen ve yok olan ormanlar( ama doğru çam kese böceği Çam ağaçlarını kurutmazdı bizler Entegre Biyolojik Mücadeleyi savunanlar hatalıydık), her geçen gün yok edilen üretim ve kaybettiğimiz tarım arazileri, yıkılmaya yüz tutmuş okul binaları, farelerin baskınlarına uğrayan yaşam alanları… Liste uzayıp gidiyor. Toplum olarak pekte önemsemediğimiz için her cephede her gün geleceğimizi kaybediyoruz.
Pandemi süreci bizleri evlere kapattığı dönemlerde bir süre üretime odaklandık. Herkes saksılarda kendi fidelerinde sebze meyve üretmeye başladı, geri dönüşüm yöntemleri ile evinde kullanmadığı birçok malzemeden yeni ürünler dizayn etti ve yaratıcılığını geliştirdi. Tabi bu durum çoğumuz için pekte uzun sürmedi. Tüketime odaklı bir toplum olduğumuz için yeniden eski düzene ve hatta daha hızlı tüketmeye odaklı yaşamımıza devam ediyoruz. Çünkü bir salgının bizi hayatımızdan edebileceğini, özgürlüğümüzü elimizden alabileceğini yakın zamanda deneyimledik. Bunun bir bedeli olmalı, yarın yokmuş gibi yaşıyoruz…
Pandemiden öğrendiğimiz bir diğer şey, artık sosyalleşmiyoruz ve eskisi gibi etrafımızdaki insanlar ile iletişim kurup konuşmuyoruz. Elimizdeki cam ekranlardan haberleri ve olayları takip ediyor etrafımızda olup bitenleri cam ekrana yansıdığı kadarı ile cam ekrana yansıdığı şekli ile algılıyoruz. Daha da ötesinde cam ekranlar bizlere birçok imkân sunuyor. Bu imkânları da sonuna kadar tüketiyoruz tabi ki. Her haberin altına yorumlar yapabiliyor, insanları yargılayabiliyor (çoğu zaman etik sınırlar aşılıyor) klavye kahramanlıkları ve liste yine uzayıp gidiyor.
Kıbrıs Türk Toplumunun en çok övündüğümüz özelliği hoşgörüsü ve birbirimize duyduğumuz saygı değil miydi? Bunu ne zaman kaybettik… Toplumsal bir hastalık haline gelen kendimiz gibi düşünmeyen insanları ne zaman yargılar, dışlar veya ötekileştirir olduk…
Okul sınırlarımızda yaşanan taciz, tecavüz olaylarına neden sesimizi olması gerektiği gibi yükseltmiyoruz? Şiddete uğrayan bir kadın için neden susuyoruz? Her gün etrafımızda madde kullanımı artıyor buna neden ses çıkarmıyoruz? Sokaklarımız artık eskisi kadar güvenli değil. Silahlı saldırı olayları yaşanıyor buna neden ses çıkarmıyoruz?
KORKMAYIN bu küçücük ada sizin. Kimse sizi yerinizden yurdunuzdan edemez. Ancak bu bizlerin buna izin vermesi ve kendi kültürümü kendi değerlerimizi kaybettiğimiz zaman mümkün olabilir. Gerçekten kendi özümüze, gerçek değerlerimize sahip çıkarsak ancak o zaman bu topraklarda huzurla yaşayabiliriz…
Saygı görmek istiyorsak önce farklı fikirlere saygı duymayı öğrenmeli, birbirimiz ile iletişim kurmalı ve en önemlisi ayni düşünmesek de birbirimizi anlamalıyız. Doğaya saygı, Çevreye Saygı ve en önemlisi İnsana Kendimize Saygı duymadığımız sürece geleceğimiz aydınlık değil bu günlerden çok daha karanlık olacaktır…
