SAVAŞ VE BARIŞ
MÜNEVVER EBEDİ
Uluslararası Hukuk ve Tplumsal
Cinsiyet Eşitlik Uzmanı
Anlamlandırmakta zorlandığımız yine bir hafta geride kaldı. Yakın coğrafyamızda sure gelen savaş ve bombalı saldırılar son birkaç gündür şiddetini azaltması olumlu bir gelişme olarak nitelendirilse de kendi gerçeklerimizle yüzleşmemize de olanak sağlandı. Tıpkı depremler sonrasında binalarımızın güvenliği sorguladığımız ve kamusal alanlarda yapılan ilk raporlamalar sonrasında aslında çokta güvende olmadığımız ortaya çıkmıştı. Geçen iki yıl içerisinde ise birçok okul ve kamu binalarında pekte geliştirme yapıldığı söylenemez sanırım. Geçici önlemler olarak konteyner sınıflara razı edildik. Bu sürecinse ne zaman biteceğine dair somut adımlar henüz atılmış değil.
Yine yakın coğrafyamızda süregelen savaş sonrasında da bu kez sığınakların durumu sorgulandı. Yapılan açıklamaların pekte tatmin edici olduğunu düşünmüyorum. Yapılan her inşaat sonrasında ödenen sığınak fonlarının kullanım amacı sorgulanmalı bence. Tabi ki birde bu kadar inşaat sektöründe yaşanan artış ve gelişme ile birlikte inşa edilen bodrumların hangi koşullarda ve nasıl yeni sığınaklar olarak kullanılabileceği de sorgulanması gereken bir olgu olarak duruyor. Tabi ki kimse bir savaş veya doğal afetin yaşanmasını istemez. Ama devlet olarak her zaman her türlü krize karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. Halkın taşınacağı sığınak ve toplanma alanlarının güvenliği, buralara taşınacak olan halkın besin ve gıda güvenliğinin sağlanması, sağlık kurumlarının da eş zamanlı olarak her türlü olağan üstü duruma hazırlıklı olması gerekiyor.
Bizde ise bugüne kadar yapılan “Seferberlik” ve “sivil savunma tatbikatları” nın kapsamı gerçekten toplumu bu koşullara hazırlıyor mu? Herkes vatandaş olarak ne zaman ne ile görevli bunun ile ilgili bir çalışma var mı bunu bilmiyoruz. Aslında her konuda olduğu gibi bu süreçler de günlük politikalar ile geçiştiriliyor. Sadece övünerek rakamlar açıklıyoruz.
Etrafımızda bu kadar çok savaş yaşanırken “Ateşkes” sürecinin devam ettiği ülkemizde ikili görüşmelerin ve müzakere sürecinin de önemini de kaçırmak için elimizden gelen çabayı gösteriyor gibiyiz. Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs Özel Temsilcisi Johannes Hahn ile görüşmeyi ret eden Cumhurbaşkanı, çözümsüzlük çözümdür siyasetinin devamı için olağan üstü bir çaba sarf etmektedir.
Savaşların toplumlar ve ülkeler üzerinde yaratmış olduğu psikolojik ve ekonomik yıkımların iyileşmesi için ne kadar uzun zaman gerektiğini bilen toplumlar arasında olduğumuzu düşünüyorum. Bölünmüşlük ve tanınmamışlığın yaratmış olduğu travmaları, atlatamadığımız yok saydığımız sürece bugün vatan diye adlandırdığımız topaklardan yabancılaşacağız. Son 10 yılda bu kadar savaş ve siyasi krizlerden direk ve dolaylı yollarla bizler de etkilenmekteyiz.
Tüm bu süreçleri doğru analiz etmeli komşu sınırımıza kadar ulaşan yıkıcı savaş dalgasının bizlere de sıçramasını önlemek için müzakere masasında elimizden gelen diplomatik mücadeleyi vermemiz gerektiğine inanmaktayım. Yoksa hep dile getirdiğimiz bu adanın bizlerde “eşit ve egemen” sahipleri olduğumuzu unutup tek başına karar alanlara kızma ve kınama mesajı yollamaktan başka yapacak bişeyimiz olmayacak. Eğer bu ülkede bu topraklarda hakkımız olduğunu idea ediyorsak varlığımızı ortaya koymalı ve her karar alma aşamasında var olmak için çabalamalıyız. Masadan kaçmak çözüm değil çözümsüzlük tohumlarını yeşertir unutmayalım.
