KALKINMA ÜRETİMDEN, ÜRETİM GİRİŞİMCİLİKTEN, GİRİŞİMCİLİK PAZARLAMA VİZYONUNDAN …
MEHMET GÜNEŞ
Ülkemizde narenciye sektörü, özellikle Güzelyurt bölgesinde önemli bir ekonomik ve kültürel değer taşımaktadır. Ancak yıllardır süregelen uluslararası ambargolar , bu konuda yapılan hatalar ve yapısal sorunlar nedeniyle bu potansiyel yeterince değerlendirilememektedir. Bu noktada, hem iç hem dış pazarlara yönelik bütüncül bir pazarlama politikasıyla hem üretici korunabilir hem de Güzelyurt yeniden kalkınmanın öncüsü olabilir.
İlk olarak, tüccarın üretici karşısındaki haksız kazanç ve baskın pozisyonunun engellenmesi gerekmektedir. Bu, kooperatifleşme yoluyla üreticilerin güç birliği yapması ve doğrudan pazarlama olanaklarının artırılmasıyla mümkün olabilir. Aynı zamanda devletin ve yerel yönetimlerin destekleyici bir rol üstlenmesi, fiyat istikrarı ve üretici haklarının korunması açısından kritik önemdedir.
Uluslararası pazarlara açılım için farklı kanallar değerlendirilmeli, özellikle Yeşil Hat Tüzüğü ciddi bir alternatif olarak ele alınmalıdır. Avrupa Birliği’nin tanıdığı bu mekanizma sayesinde, uygun standartlarda üretilen narenciye ürünleri hem Güney Kıbrıs’a hem de Güney Kıbrıs üzerinden AB pazarına ulaşabilir. Bu doğrultuda Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve ilgili kurumlar, üreticilere Yeşil Hat Tüzüğü’nün gereklilikleri konusunda bilgilendirme ve teknik destek sunmalı; ürünlerin uygun hale getirilmesini sağlamalıdır.
Bunun yanında, Türkiye pazarı üzerinden markalaşma stratejisi de büyük bir fırsattır. KKTC narenciyesi, Türkiye’de özel markalar altında ambalajlanarak, katma değerli ürünlere dönüştürülüp üçüncü ülkelere ihraç edilebilir. Bu yöntem, hem ambargoların dolaylı olarak aşılmasını sağlar hem de narenciyemizin geçmişteki gibi tanınırlığını artırır.
Hep söylüyorum. Rahmetli Asil Nadir zamanında dünya portakal yerdi de şimdi yemiyorlar mı ? Planlı doğru adımlar atılarak doğru hedefler oluşturulmalıdır.
Djital pazarlama, e-ticaret platformları ve uluslararası fuar katılımları gibi modern tanıtım yöntemleri kullanılarak ürünler daha geniş kitlelere ulaştırılabilir. Alışılmış yöntem olan narenciyeyi paketleyip satışa sunmanın yanında güncel teknolojik alt yapı oluşturularak sağlanacak ürün çeşitlendirmesiyle (reçel, kolonya, narenciye lokumu, sabun vb.) markalaşma desteklenmeli, hem yerel hem turistik pazarlarda narenciye temalı ürünlerin satışı teşvik edilmelidir.
Güzelyurt’un “narenciye kenti” kimliği, yalnızca tarımsal üretimle değil, aynı zamanda turizmle entegre edilmiş marka değerleriyle kalkındırılmalıdır. Festivale ek olarak agro-turizm projeleri ve butik satış noktaları ile kent bir çekim merkezi haline gelebilir. Bu sürecin sağlıklı işlemesi için yerel yönetimlerin koordinasyon görevi üstlenmesi, altyapı yatırımları ve tanıtım faaliyetlerine destek sağlaması büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, KKTC’de narenciye pazarlaması; üreticiyi koruyan, Yeşil Hat ve Türkiye üzerinden ihracatı değerlendiren, markalaşmaya odaklı, yerel turizmi destekleyen ve yerel yönetimle koordineli bir stratejiyle ele alınmalıdır. Bu yaklaşım hem Güzelyurt’un kalkınmasına hem de ülke genelinde ekonomik çeşitlenmeye güçlü bir katkı sağlayacaktır.
