LEFKE HABER ANKARA’DA – 2. BÖLÜM
“KARAGÖL’ÜN SESSIZLİĞİ, ANITKABİR’İN KUDRETİ VE DENİZ, MAHİR, HÜSEYİN’İN IŞIĞI”
ÖZEL HABER – KARDELEN TAŞ
Ankara’daki ikinci günümde yolumuz şehrin kalabalığından uzak, Çubuk’ta saklı bir cennete düştü: Karagöl. Uzun ve yorucu bir yolculuktu ama vardığımızda doğanın sessizliği bütün yorgunluğu sildi. Çam ağaçlarının gölgesinde, gölün etrafında yürürken zaman sanki durdu. Lefke de yeşilin içinde bir yer ama burada fark ettiğim şey, belediyenin doğayı koruma çabasıydı. Her alan düzenli, temiz ve özenle hazırlanmıştı. Bizde çoğu zaman doğa göz ardı edilirken, burada korunarak turistik bir cazibe merkezi haline gelmişti. İçimden “biz neden yapamıyoruz?” diye geçirmeden edemedim.
Doğanın dinginliğinden sonra şehir merkezine döndük. Bu kez yolumuz, Anıtkabir’e çıktı. Metroya binmek, kalabalığa karışmak ve şehrin bir ucundan diğerine rahatça ulaşmak bana Kıbrıs’ı düşündürdü. Orada yolların hali, toplu taşımaların yetersizliği… Ankara’nın düzeniyle kıyaslayınca bir hayranlık duymamak elde değildi.
Anıtkabir’in kapısından içeri adımımı attığımda, bütün yorgunluğum geride kaldı. O uzun yol, sanki bir hazırlık gibiydi. İçerideki müzeler, Kurtuluş Savaşı’nı canlandıran bölümler bana sadece bir tarih anlatmadı; aynı zamanda o günlerin ruhunu hissettirdi. İnsan, o alanlarda yürürken bir zamanlar ne kadar güçlü, ne kadar umut dolu bir millet olduğumuzu derinden hatırlıyor.
O günün en sarsıcı anlarından biri ise, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Mahir Çayan’ın mezarlarını ziyaret etmek oldu. Sessiz, sade ama derin bir anlam taşıyan o mekânda bir süre durdum. Onların hikâyesi, sadece bir dönemin değil, aynı zamanda gençliğin hayallerinin, adalet arayışının ve özgürlük özleminin hikâyesi. Toprağın üzerindeki çiçeklere bakarken, “bazı hayatlar yarım kalsa da bıraktıkları iz nesiller boyu silinmiyor” diye düşündüm.
Çünkü Denizler, Mahir ve Hüseyin; sadece bir kuşağın değil, bizlerin de yolunu aydınlatan birer ışık. Onların devrimci mücadelesi, haksızlık karşısında dimdik durabilmenin, halktan yana olmanın, gençliğin cesaretinin sembolü. O mezar taşlarının önünde hissettiğim şey yalnızca hüzün değildi; aynı zamanda içimizde hâlâ yanan bir umuttu.
İkinci gün bana Ankara’nın iki yüzünü gösterdi:
Biri Karagöl’ün dingin doğası,
diğeri Anıtkabir’in kudreti ve Deniz, Mahir, Hüseyin’in devrimci hatırasıyla yoğrulmuş ruhu.
İkisi de insana farklı şeyler fısıldıyor ama ortak bir his bırakıyor: Bu şehir, sadece gri binalardan ibaret değil; hem doğası hem de tarihiyle, hem de gençliğin kanıyla yazılmış mücadeleyle yaşıyor.
Kardelen Taş – Lefke Haber, Ankara


