DÜNYANIN ÜÇTE İKİSİNDE NÜFUS ARTIK ARTMIYOR
Dr. KAYABAŞOĞLU’NUN GÖREV ALDIĞI HER ON DOĞUMDAN SADECE 1’İ İKİNCİ ÇOCUK.
Uluslararası güç dengesi, çevre, sosyal ve siyasi yapılar… Hepsi radikal bir şekilde yeniden şekillenecek.
DOĞUM KONUSUNDA TÜRKİYE’YE BAKARSAK…..
“Yeni doktorları yetiştirmek için gereken doğum sayısına bile ulaşamıyoruz”
İstanbullu doğum uzmanı olan Furkan Kayabaşoğlu “Eskiden bir çiftin ilk bebeğini doğurturdum, sonra ikinci, hatta üçüncü bebeğini” diyor. Ancak günümüzde “tek çocuklu” ebeveynler norm haline geliyor. Kayabaşoğlu’nun görev aldığı her on doğumdan sadece 1’i ikinci çocuk. “Yeni doktorları yetiştirmek için gereken doğum sayısına bile ulaşamıyoruz” diye yakınıyor.
Geçen yıl Türkiye’nin toplam doğurganlık oranı, yani mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde tipik kadınların ortalamada yaşamı boyunca doğuracağı çocuk sayısı, 1.48’e düştü. Bu rakam, nüfusu uzun vadede sabit tutmak için gereken seviyenin, yani 2.1’in oldukça altında. Ayrıca demografların beklentilerinin de altında. Birleşmiş Milletler Nüfus Bölümü, Türkiye’de doğum oranlarının en azından 2100 yılına kadar bu kadar düşmeyeceğini düşünüyordu.
Ancak doğum oranlarındaki düşüş sadece Türkiye ile sınırlı değil. Tüm dünyada, yoksul ve orta gelirli ülkelerde olduğu kadar zengin ülkelerde de doğurganlık, çoğu tahminlerin öngördüğünden çok daha keskin bir düşüş gösteriyor.
Çin’in nüfusu şimdiden azalmaya başladı. Meksika’nın toplam doğurganlık oranı 1.6 ile daha zengin kuzey komşusu ABD’ninkiyle hemen hemen aynı. 2024 yılında Fransa’da, nüfusunun şu anki büyüklüğünün yarısından az olduğu 1806 yılından daha az sayıda doğum kaydedildi. İtalya, 1861’deki birleşmesinden bu yana en düşük doğum sayısını gördü.
Güney Kore’nin toplam doğurganlık oranı yedi yıldır 1’in altında. Bu durum devam ederse, nüfusu bir nesil içinde yarıdan fazla azalacak.
DÜNYANIN ÜÇTE İKİSİNDE NÜFUS ARTIK ARTMIYOR
Türkiye gibi birçok ülke demografların beklentilerini boşa çıkardı. BM, Taylandlı kadınların 2024 yılında 1.2’lik bir toplam doğurganlık oranı kaydedeceğini düşünmüştü. Gerçek rakam ise sadece 1 oldu. Kolombiya’da ise 1.63’lük bir toplam doğurganlık oranı bekleniyordu ve 1.4’ün altına düşme olasılığı sadece yüzde 2.5 olarak görülüyordu. Ancak ülkenin istatistik kurumu, Kolombiya’nın bu seviyenin çok altına düştüğünü, 2023’te kadın başına doğum sayısının 1.2’ye gerilediğini tahmin ediyor.
Dünya nüfusunun sadece yaklaşık üçte biri, nüfus artışını sürdürecek kadar doğurganlığın yüksek olduğu ülkelerde yaşıyor ve bu ülkelerde bile oranlar hızla düşüyor. Afrika hâlâ küresel ortalamadan çok daha fazla bebek üretiyor, ancak beklenenden daha hızlı düşüş kuralının bir istisnası değil. Tüm bunlar, dünya nüfusunun uzmanların tahmin ettiğinden çok daha erken ve çok daha düşük bir seviyede zirveye ulaşacağı anlamına geliyor. BM’nin şu anda öngördüğü gibi 2084 yılına kadar 10.3 milyar kişiye ulaşmak yerine, 2050’lerde büyüme durup 9 milyarı asla geçmeyebilir. O noktada, dünya nüfusu 14. yüzyıldan beri ilk kez, Kara Ölüm’ün (veba salgını) insanlığın belki de beşte birini yok ettiği zamandan beri ilk kez azalmaya başlayacak.
GÜÇ DENGESİ DEĞİŞECEK
Beklenenden daha düşük bir nüfus zirvesi ve daha hızlı bir düşüş, insanlık için büyük sonuçlar doğuracak. Dünya Bankası, IMF ve birçok hükümet BM’nin istatistiklerine güveniyor ama mesele planlamadan ibaret değil. Dünya ekonomisi, nüfustaki sürekli daralma ile başa çıkmakta zorlanabilir. Uluslararası güç dengesi, çevre, sosyal ve siyasi yapılar… Hepsi radikal bir şekilde yeniden şekillenecek.


