ÇİN İNOVASYON YARIŞINI KAZANIYOR:”5 MİLYON KİŞİLİK ARAŞTIRMA ORDUSU”
Bir zamanlar “dünyanın fabrikası” olan Çin, Ar-Ge’ye verdiği önem sayesinde “dünyanın laboratuvarı” haline geldi. Bunun en iyi örneği otomotiv sektöründen. Volkswagen’in tamamen Çin’de geliştirdiği sürüş destekli Aura modelinin tüm süreci 18 ayda tamamlandı. Aynı aracın Almanya’da geliştirilmesi 4 yılı geçerdi.
Çin’in doğusundaki bir otoyolda seyreden Marcus Hafkemeyer, direksiyondan ellerini çekip gülümsüyor. Bu sırada araba sinyal veriyor, yumuşak bir şekilde fren yapıyor ve kendi kendine şerit değiştiriyor. Hafkemeyer, “Çok gurur duyuyorum” diyor.
Alman mühendis bize Volkswagen’in Çin’deki müşterilerine yardımcı sürüş fonksiyonunu sunma konusunda kaydettiği hızlı ilerlemeyi gösteriyor. Biraz sonra araç bir yer altı otoparkında kendisine ayrılan yeri hatırlıyor ve zahmetsizce geri geri park ediyor.
Tamamen sürücüsüz araçların öncüsü olan bu teknolojiyi geliştirmek, test etmek ve artık ticari olarak kullanıma sunmak Alman şirketin yaklaşık 18 ayını aldı. Tüm süreçler Çin’de gerçekleşti. Araç, çoğunluğu yüksek lisans veya doktora sahibi, beş yıldan fazla deneyime sahip Çinli yazılım mühendislerinden oluşan 700 kişilik bir araştırma ve geliştirme ekibinin meyvesi.
2022’de VW’ye katılmadan önce Audi, Çin devletine ait otomobil grubu BAIC ve teknoloji devi Huawei ile çalışan Hafkemeyer, benzer bir şeyi kendi ülkesinde sunmak için ne kadar süre gerekeceği sorulduğunda, öfkeyle iç çekiyor. Almanya’da teknoloji geliştirme döngüsü yaklaşık dört ila dört buçuk yıl sürüyor. Bu süre zarfında iyi fikirler, bitmek bilmeyen iç tartışmalar ve tedarikçilerle ticari müzakerelerle tıkanıyor.
Hafkemeyer “Çin son 10 yılda üçüncü vitesten beşinci vitese geçti ve tam hız ilerliyor. Hâlâ haberlerde ‘Çinliler ucuz arabalarıyla Avrupa pazarını istila ediyor’ diye duyuyorum. Buraya gelin, bu ‘ucuz araba’ dediklerine bir bakın. Teknolojiyle dolular. Kaliteleri çok iyi” diyor.
Volkswagen’in ülkedeki teknoloji hedefleri, başlangıçta elektrikli araç geçişini daha hızlı benimseyen BYD dahil olmak üzere bir dizi yerel rakibe kaptırılan Çinli müşterileri geri kazanmayı amaçlıyordu. Bu strateji “Çin’de, Çin için” diye adlandırıldı.
Ancak şimdi bir grup Alman mühendis, Anhui eyaletindeki Hefei kentinde bulunan grubun Ar-Ge merkezine giderek yeni meslektaşlarından öğrenebildiklerini öğreniyor.
Bir zamanlar “dünyanın fabrikası” olan Pekin, Ar-Ge’ye önem vermeyi sürdürerek ülkeyi dünyanın laboratuvarı haline getirdi.
REEL EKONOMİYE DÖNÜK AR-GE
Çinli şirketler, çok az koruma ve ucuz ama kirli enerji ile düşük maliyetli iş gücünden yararlandı. Bir üretim üssü ve tüketici pazarı olarak ülkenin ölçeği dünyanın neredeyse tüm büyük çok uluslu şirketlerini cezbetti. Ancak temel teknolojiyi ABD ve Avrupa’daki şirketler elinde tutageldi.
ŞİMDİ İSE ÇİN’İN ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME GÜCÜ, BATI İLE REKABET ETMESİNE OLANAK TANIYOR.
ABD’nin inovasyonunun en büyük odak noktası, yapay genel zeka gibi teknolojiler haline gelirken, Pekin’in Ar-Ge çalışmaları büyük ölçüde reel ekonomideki eksiklikleri gidermeye odaklanıyor. Devlet Başkanı Şi Cinping’in teknolojik öz yeterlilik arayışının bir parçası tüm bunlar.
Yıllar süren devlet, şirket, üniversite çabalarına ek olarak temel zayıflıkların giderilmesinin ardından Çin’in kaydettiği ilerlemeler, ülkenin gelecekte enerji ve ulaşım alanlarında küresel tedarik zincirlerini domine etmesini sağlıyor.
Batı’daki ataleti daha da artıran bir diğer faktör, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a döndüğünden beri ABD’nin bilim fonlarında yaptığı kesintiler. Bu hamle, on yıllardır ülkenin ekonomik gücünün merkezinde yer alan inovasyonu zayıflatma tehdidi oluşturuyor. Çin ilerleme kaydederken, Batı’daki hükümet yetkilileri ve iş dünyası yöneticileri rekabet etmek, iş birliği yapmak veya bir arada yaşamaya çalışmak arasında bir karar vermek zorunda.
Danışmanlık şirketi Eurasia Group’un Çin direktörü Dan Wang, ülkedeki merkezi siyasi sistem ve Komünist Parti’nin ekonomi üzerindeki kontrolünün, uzun vadeli yatırımlar gerektiren yeni teknolojiler konusunda liberal demokrasilere göre “üstünlük” sağladığını söylüyor.
Direktöre göre Pekin’in yüksek teknoloji endüstrilerine ve bunları destekleyen temel bilimlere bağlılığı ABD‘den çok daha yüksek görünüyor. Bu durumun devam etmesi, sosyal yardımların aksaması anlamına gelse dahi neredeyse kesin.
TARİH NE DİYOR?
1943 yılında, yani Japon işgali döneminde, İngiliz Sinolog Joseph Needham, Çin’e yapacağı birçok seyahatin ilkini gerçekleştirdi. Ardından ülkenin zengin tarihini anlatan bir kitap yazdı. Çin’in yenilikleri arasında MÖ 3. yüzyılda sıtma ilaçlarının icadı ve birkaç yüz yıl sonra karekök ve küpkök çıkarma algoritması yer alıyordu.
Ancak Needham, Çin’in savaşın yıkıma uğrattığı eyaletlerini gezerken, ülkenin akademi dünyasının çökmüş olduğunu gördü. Çin’deki 100’den fazla kolej ve üniversitenin yüzde 90’ı Japon işgali sırasında hasar gördü, çoğu bombalandı veya yağmalandı.
Seksen yıl sonra, Çin’deki durum tamamen değişti. OECD’ye göre, Çin 2023 yılında Ar-Ge’ye 781 milyar dolar harcayarak 823 milyar dolar harcayan ABD’ye çok yaklaştı. Daha 2007 yılında Çin’in bu alandaki harcaması 136 milyar dolar, ABD’nin ise 462 milyar dolar civarındaydı.
Ama bazı uzmanlara göre, dikkatle incelenmesi gereken sadece Çin’in Ar-Ge bütçesinin büyüklüğü değil, bu harcamaların niteliğindeki değişim.
5 MİLYON KİŞİLİK ARAŞTIRMA ORDUSU
Ulusal istatistik bürosu verilerine göre Çinli şirketler de son on yılda Ar-Ge çalışmalarını hızla artırdı. Kurumsal Ar-Ge kurumlarının sayısı neredeyse üç katına çıkarak 150 bini aştı. Kurumsal Ar-Ge personelinin sayısı ise neredeyse iki katına çıkarak 5 milyona ulaştı.
Çin ayrıca her yıl bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarında yaklaşık 50 bin doktora mezunu yetiştirirken, ABD üniversitelerinden mezun olanların sayısı yaklaşık 34 bin.
Asia Society Policy Institute’un Çin Analiz Merkezi’nden araştırmacı Lizzi Lee, Çin’in Ar-Ge’deki artışının endüstriyel dönüşümle bağlantılı uygulamalı alanlarda yoğunlaştığını söylüyor. Bu alanlar arasında ileri malzemeler, 5G, piller, güç ekipmanları ve stratejik hedeflere hizmet eden diğer “etkinleştirici” teknolojiler yer alıyor.
Lee, “Odak noktası, ölçeklendirme ve reel ekonomiye entegrasyon etrafında derin ve ileri üretim ekosistemleri oluşturmak oldu” diyor.
Yıllardır, Çin’in araştırma çabalarını izleyen hem yabancı hem de yerel gözlemciler, Çin’in akademik araştırmalarının kalitesi ve değeri ile teknolojik atılım iddialarına oldukça şüpheyle yaklaşıyor.
Çin’in patent sayısında yaşanan patlamanın ardından (2011’den bu yana ülke patent başvurularında dünya lideri konumunda), Çin elektronik endüstrisi derneği lideri Dong Yunting, 2019 yılında ülkenin o yılki 7 milyon patentinin yaklaşık yüzde 90’ının “çöp” olduğunu ve sadece proje finansmanı sağlamak için kullanıldığını tahmin etti.
Çin’in elektrikli araç teknolojisinin güvenilirliği de mercek altına alındı. Bu durum, mart ayında Çin’in doğusunda yarı otonom özelliklere sahip bir Xiaomi elektrikli otomobilin karıştığı kazada üç kişinin hayatını kaybetmesiyle daha da belirginleşti.
Güney California Üniversitesi’nden hukuk profesörü Angela Huyue Zhang, Pekin’in devlet öncülüğündeki modelin hayranlarının, merkezi ve sıkı bir şekilde birbirine bağlı yönetimin getirdiği “kırılganlığı genellikle görmezden geldiğini” söylüyor. Yine de birçok yabancı şirket, iş birliğinin hayatta kalmanın tek yolu olduğu görüşünü giderek daha fazla benimsiyor.
Şanghay’ın kuzeybatısındaki Rugao’nun kenarında yer alan geniş bir sanayi parkında, kamyon üreticisi Scania ekim ayında 2 milyar euro’luk bir fabrika açtı. İsveçli şirket, bu fabrikada Çin’deki ve yurt dışındaki müşterileri için araçlarına en son Çin teknolojisini entegre etmeyi planlıyor.
UBS verilerine göre, 2018’den bu yana Mercedes-Benz, BMW, Volkswagen ve Stellantis, yazılım, donanım, batarya ve bağlantı alanlarında en az 38 Çinli şirket ve araştırma enstitüsüyle teknoloji ortaklıkları kurdu.
Uzun süredir yabancı şirketlerin tercih ettiği merkez olan Şanghay’da, yabancı sermayeli Ar-Ge merkezlerinin sayısı 2018’deki 441’den eylül ayı itibarıyla 631’e yükseldi. Fransız otomobil üreticisi Renault, Çin’de araba satmıyor bile ancak yerel pazardan ders almak için bu yıl Şanghay’da Ar-Ge merkezi açan şirketler arasında yer alıyor.
Pekin’e hücum
Yerel yetkililere göre, Pekin’de de yılın ilk 10 ayında yabancı gruplar tarafından 58 yeni Ar-Ge merkezi kuruldu ve şehirdeki yabancı Ar-Ge merkezlerinin toplam sayısı 279’a çıktı.
Çin’in Ar-Ge’sindeki alanların çoğu, yani yapay zeka, robotik ve kuantum bilişim, biyobilim ve ilaç, havacılık ve uzay ve nükleer silahlar aynı zamanda ABD ile teknoloji rekabetinin en yoğun olduğu alanlar. OECD verileri de Çin’in son 15 yıldır temel mühendislik ve malzemelere odaklandığını ortaya koyuyor.
Çin’in batarya, yenilenebilir enerji ve alternatif yakıtlar gibi alanlardaki araştırma ilerlemeleri, ülkeyi, ağır sanayinin birçok alanında ithal fosil yakıtlara ve teknolojiye olan bağımlılığı azaltarak Şi’nin kendi kendine yeterlilik hedefine yaklaştırıyor.
OECD analistleri bir raporda, Çin’in “sadece çevre ile ilgili ürünlerin üretiminde ve ihracatında değil, aynı zamanda ilgili bilginin yaratılmasında da giderek daha fazla liderlik ettiğini” belirtti.
Örneğin, Çin’de şu anda 54 ticari ölçekli temiz enerji endüstri projesi ya faaliyette ya da finanse ediliyor. Bu projeler metanol ve amonyak gibi kimyasalların yanı sıra alüminyum ve çelik gibi metalleri de kapsıyor. Uluslararası kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Industrial Transition Accelerator’ın verilerine göre, bu sayı ABD’deki sayının üç katından fazla.
ITA’nın yönetici direktörü Faustine Delasalle, Çinli şirketlerin Ar-Ge’den uzun vadeli ticari yatırımlara geçmeye daha istekli göründüğünü söylüyor.


