FREMDSCHÄMEN!
GÖKHAN KİM
Belki de asıl sorun, yanlış yapanlar değil.
Asıl sorun, yanlışı gördüğü hâlde onunla birlikte yaşamayı öğrenenlerdir.
Aynı çatı altında olmak…
Aynı masada oturmak, aynı dernekte yönetimde yer almak, aynı partide yan yana durmak. Ve tüm bunları yaparken, yapılanların doğru olmadığını bilmek. İnsanı yoran şey çatının kendisi değil; o çatının altında susarak ayakta kalmaya çalışmaktır.
Çünkü ahlak, yalnızca doğruyu bilmek değildir. Ahlak, doğruyla yanlış arasındaki mesafeyi kapatmamaya direnebilmektir. O mesafe kapandığında, insan yanlış yapmaya başlamaz; yanlışla uyum sağlar. En tehlikeli hâl de budur.
Kimse senden açıkça yanlışı savunmanı istemez çoğu zaman. Sadece sessizliğini ister.
Görmezden gelmeni, zamana bırakmanı, “şimdi sırası değil” demeni… Oysa vicdan, zamanı ertelemeyi sevmez. Ertelenen her itiraz, alışkanlığa dönüşür.
Almanca’da buna “Fremdschämen” denir:
Başkası adına utanmak.
Yanlışı sen yapmazsın ama yükünü sen taşırsın. Çünkü hâlâ bir ahlaki eşik vardır içinde. Utanmak bu yüzden bir zayıflık değil, henüz tamamen çözülmediğinin işaretidir.
Ama sürekli taşınan utanç, insanı sessizce aşındırır. Kişi bir süre sonra yanlışa değil, kendi suskunluğuna yabancılaşır. Ve o an gelir: Yanlışı savunmanın, yanlışı yapmaktan bile daha ağır olduğu fark edilir. Çünkü sessizlik, etik açıdan tarafsız değildir; çoğu zaman örtük bir onaydır.
Toplumlar büyük kötülüklerle değil, küçük suskunlukların birikimiyle çöker.
Aynı çatılar altında korunan sessizlikler, en derin ahlaki yıkımı hazırlar.


