SİYASET TAKIM TUTMAK DEĞİLDİR
GÖKHAN KİM
İnsan, üyesi olduğu, sempati duyduğu ya da oy verdiği bir partinin kötü yönetildiğini gördüğünde ister istemez rahatsız olur. Bu çok insani bir duygudur. Aidiyet hissi, yılların birikimi, “bizden” olma hali bazen insanı susmaya iter. “El kırılır, yen içinde kalır” anlayışıyla bazı yanlışlara göz yumulabilir. Ancak her suskunluk masum değildir; bazı suskunluklar suça ortaklık haline dönüşür.
Bugün öyle bir noktadayız ki; yolsuzluk, rüşvet, sahte diploma gibi ağır ve toplumu doğrudan ilgilendiren suçlamalar artık fısıltı halinde değil, açık açık konuşuluyor. Üstelik bu iddiaların doğruluk payı da toplumun geniş kesimlerinde ciddi şüpheler uyandırıyorsa, artık “benim partim” refleksiyle gözleri kapatmanın hiçbir ahlaki karşılığı kalmaz.
İnsan bu noktada durup kendine sormak zorundadır:
“Biz kimlerin peşinden gidiyoruz?”
“Biz neyi savunuyoruz?”
Bir partinin geçmişte temiz olması, bugün yapılan yanlışları aklamaz. Bir partinin bir dönem ülkeye hizmet etmiş olması, bugünkü yozlaşmayı meşrulaştırmaz. Partiyi temsil eden kişilerin kötü niyetli olması, yolsuzlukla, hırsızlıkla, usulsüzlükle anılması; o partiye oy veren insanların namusu değildir. Bu suçlar, oy verenin değil, suçu işleyenin namussuzluğudur. Ancak bu noktada sorumluluk şuradan başlar: Görüp de susmak.
Bir partiye sempati duyabilirsiniz. Aidiyet hissedebilirsiniz. Bu son derece doğaldır. Ama bu aidiyet, yapılan yanlışları görmezden gelme hakkı vermez. Tam tersine, gerçek aidiyet yanlışları en yüksek sesle eleştirebilmeyi gerektirir. Partinizin doğrularını savunduğunuz gibi, yanlışlarını da eleştirmeyi bilmelisiniz. Bu düşmanlık değil; tam aksine, en samimi vatandaşlık görevidir.
Siyaset, futbol takımı tutmaya benzemez. Burada “onur”, “gurur”, “bizimkiler” gibi duygularla hareket edilemez. Çünkü konu bir kupa, bir skor, bir derbi değildir. Konu ülkenin geleceğidir, adalettir, hukuktur, çocukların yarınıdır. Bir partiye, sadece hizmet ettiği sürece oy verilir. Hizmet etmeyen, yozlaşan, kendini devletin yerine koyan bir yapıya oy vermek bir sadakat değil, bir körlüktür.
Benim kişisel görüşüm şudur:
Bir toplumun en büyük sorunu, partileri kutsallaştırmasıdır. Liderleri eleştirilemez, partileri sorgulanamaz hale getirdiğiniz anda siyaset biter, biat başlar. O andan sonra yanlışlar büyür, suçlar normalleşir, çürüme derinleşir. Ve en tehlikelisi, insanlar bunu “bizden” diyerek savunur.
Gerçek demokrasi; sevdiğin partiyi bile gerektiğinde sertçe eleştirebilmektir. Gerçek ahlak; “benimkiler yapıyorsa vardır bir bildikleri” dememektir. Gözlerini kapatıp yapılanları görmemek, insanı korumaz; aksine, suça alıştırır.
Unutmayalım:
Partiler geçicidir.
İktidarlar geçicidir.
Ama adalet duygusu yıkıldığında, onu yerine koymak çok zordur.
Siyaseti takım tutar gibi tutanlar değil, vicdanıyla oy verenler bu ülkeyi ileri taşır.
Etketler: #Gökhan Kim #Siyaset #Siyasipartiler #Memleket


