UBP VE ÇÜRÜYEN DEĞERLER: KUZEY KIBRIS’TA AÇILAN DERİN YARALAR
Ulusal Birlik Partisi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde uzun yıllardır iktidarın ya da iktidar ortağının taşıyıcısı oldu. Bu süreklilik, yalnızca siyasi bir başarı değil; aynı zamanda toplumun kaderini şekillendiren bir sorumluluktu. Ne var ki bugün gelinen noktada sorulması gereken soru şudur:
UBP, bu ülkeyi yönetirken hangi değerleri koruyabildi, hangilerini ise sessizce çürütt
Siyasete Güven: En Büyük Kayıp
Kıbrıs Türk toplumunda bir zamanlar siyaset, “hizmet” kavramıyla anılırdı. Bugün ise siyaset; çıkar, yolsuzluk, peşkeş ve rüşvet iddialarıyla birlikte anılıyor.
Gazetelerin manşetlerinden düşmeyen ihale tartışmaları, denetimsiz teşvikler, kamusal arazilerin belirli çevrelere aktarılması; yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir çöküşün de göstergesi oldu.
Halk artık şu soruyu soruyor:
> “Devlet mi var, yoksa belli zümreler için kurulmuş bir düzen mi?”
Bu soru, siyasete olan güvenin ne denli sarsıldığının en açık göstergesidir.
Emeğin Değersizleşmesi
Asgari ücretle çalışan binlerce insan için hayat her geçen gün daha da zorlaşıyor. Eğitimli gençler ülkeden göç ederken, geride kalanlar yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm ediliyor.
Vatandaşlık dağıtımındaki keyfiyet, ucuz iş gücü düzeni ve denetimsiz nüfus politikaları; Kuzey Kıbrıs’ı adım adım üçüncü dünya ülkesi algısına sürüklüyor.
Bu tablo bir tesadüf değil; yıllardır sürdürülen plansız, günübirlik ve popülist politikaların sonucudur.
Eğitim ve Sağlıkta Devletin Geri Çekilişi
Bir ülkede insanlar eğitimi ve sağlığı özel sektörde arıyorsa, bu devletin iflas ettiğinin göstergesidir.
Devlet okullarına güvenin azalması, özel okulların zorunlu tercih haline gelmesi; kamusal eğitimin bilinçli biçimde ihmal edildiğini düşündürüyor. Aynı durum sağlıkta da geçerli: Devlet hastanelerine güvenmeyen yurttaş, borçlanarak özel hastanelerin yolunu tutuyor.
Bu, yalnızca bir hizmet sorunu değil; sosyal devlet ilkesinin terk edilmesidir.
Türkiye–Kıbrıs İlişkileri: Eşitlikten Bağımlılığa
UBP yönetimlerinde Türkiye ile ilişkiler, giderek eşitler arası bir bağdan, tek taraflı bir bağımlılığa dönüştü.
Ekonomik protokoller, dayatılan politikalar ve “imzala–uygula” anlayışı; Kıbrıs Türk toplumunun iradesini zayıflattı. Eleştirenler ise çoğu zaman “Türkiye karşıtı” olmakla yaftalandı.
Oysa mesele Türkiye’ye karşı olmak değil;
Kıbrıs Türk halkının onurunu, karar hakkını ve özne olma vasfını koruyabilmektir.
Sosyal ve Kültürel Erozyon
Kumarhaneler, bet ofisleri, kontrolsüz turizm yatırımları ve rant odaklı üniversiteler; toplumun sosyal dokusunu derinden yaraladı.
Üretmeyen ama tüketen, sorgulamayan ama kabullenen bir toplum modeli inşa edildi. Kültür, sanat ve liyakat ise bu düzenin “gereksiz ayrıntıları” olarak görüldü.
Sonuç: Açılan Yaralar ve Hesaplaşma Zorunluluğu
UBP ve bugünkü hükümet anlayışı, Kuzey Kıbrıs’ta güveni, adaleti ve toplumsal dayanışmayı aşındırdı. Açılan yaralar yalnızca ekonomik değil; psikolojik, kültürel ve ahlakidir.
Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla suskunluk değil;
daha fazla hesap sorma,
daha fazla şeffaflık, daha fazla toplumsal cesarettir.
Çünkü siyaset, güven kaybedildiğinde; geriye yalnızca enkaz bırakır.
