14 ŞUBAT AŞKIN GÜNÜ MÜ, BEKLENTİLERİN GÜNÜ MÜ?

0
187

14 ŞUBAT AŞKIN GÜNÜ MÜ, BEKLENTİLERİN GÜNÜ MÜ?

Her yıl 14 Şubat yaklaşırken vitrinler kırmızıya boyanmakta, kalpler çoğalmakta, “romantizm” görünür hâle gelmektedir. Ancak Sevgililer Günü sadece çiçeklerin, hediyelerin ve sürprizlerin günü değildir; aynı zamanda beklentilerin, karşılaştırmaların ve duygusal hassasiyetlerin de yoğunlaştığı bir zamandır. Psikolojik açıdan baktığımızda 14 Şubat, ilişkilerin aynası olabildiği kadar, bireyin kendi iç dünyasıyla karşılaşma anıdır.

PEKİ AŞKIN KENDİSİ Mİ, AŞKIN GÖSTERİMİ Mİ?

Modern toplumda aşk giderek daha görünür bir hâl almaktadır. Sosyal medyada paylaşılan romantik sofralar, sürpriz organizasyonlar ve “kusursuz” çift fotoğrafları, birçok kişide bilinçli ya da bilinçsiz karşılaştırmalara yol açmaktadır. Oysa psikolojide biliyoruz ki karşılaştırma, özellikle duygusal konularda, kişinin öz-değer algısını zedeleyebilmektedir.

“Benim ilişkim yeterince iyi mi?”

“Beni gerçekten seviyor mu?”

“Neden bana böyle bir sürpriz yapılmadı?”

Bu soruların çoğu 14 Şubat’ta daha sık duyulmaktadır. Aslında mesele çoğu zaman sevginin varlığı değil, sevginin nasıl ifade edildiğidir. Ancak sevginin tek bir dili yoktur. Kimisi sözle, kimisi dokunuşla, kimisi emekle, kimisi sorumluluk alarak sevmektedir. Beklentilerle gerçeklik arasındaki fark büyüdüğünde ise hayal kırıklığı kaçınılmaz olmaktadır.

BEKLENTİLER VE İLİŞKİ DİNAMİKLERİ

Her özel gün, ilişkilerdeki beklenti düzeyini artırmaktadır. Beklentinin artması ise stres yaratmaktadır. Çiftlerden biri için “sıradan bir gün” olan 14 Şubat, diğeri için “ilişkinin değeri”nin test edildiği bir güne dönüşebilmektedir. Bu durum, iletişim eksikliği varsa çatışmaya zemin hazırlamaktadır.

Sağlıklı ilişkilerde önemli olan, özel günlerin büyüklüğü değil; gündelik hayatın sürekliliğidir. Psikolojik olarak güvenli bağlanma, yılda bir gün yapılan büyük jestlerden çok, her gün gösterilen küçük ama tutarlı davranışlarla güçlenmektedir. Sevgi; düzenli ilgi, saygı ve duygusal güvenle beslenmektedir.

YALNIZLIK VE 14 ŞUBAT

Sevgililer Günü, ilişkisi olmayan bireyler için de zorlayıcı olabilmektedir. Toplumsal mesaj çoğu zaman şudur: “Mutluluk, romantik bir ilişkiyle mümkündür.” Bu örtük mesaj, yalnız olan bireylerde eksiklik, yetersizlik ya da dışlanmışlık duygularını tetikleyebilmektedir. Oysa psikolojik iyi oluş, yalnızca romantik bir partner ile bağlantılı değildir. Kişinin kendisiyle kurduğu ilişki, arkadaşlık bağları, aile ilişkileri ve yaşam doyumu da mutluluğun güçlü belirleyicileridir. Bu nedenle 14 Şubat, sadece “çiftler günü” değil, sevgi kavramını yeniden düşünme günüdür. Sevgi yalnızca romantik bir partnerle sınırlı değildir; dostlukta, ebeveynlikte, kardeşlikte ve en önemlisi kişinin kendisine duyduğu şefkatle de yaşanmaktadır.

BAĞLANMA VE GÜVEN

Aşk, biyolojik olduğu kadar psikolojik bir süreçtir. Bağlanma kuramına göre, erken çocukluk deneyimlerimiz yetişkinlikteki romantik ilişkilerimizi şekillendirmektedir. Güvenli bağlanan bireyler ilişkide yakınlık kurmaktan çekinmezken, kaygılı bağlanan bireyler daha fazla onay ve güvence arayabilmektedir. Kaçıngan bağlanan bireyler ise duygusal mesafeyi koruma eğilimindedir.

14 Şubat gibi sembolik günler, özellikle kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip kişilerde yoğun beklenti ve hassasiyet yaratabilmektedir. Bu noktada önemli olan, partnerin zihnini okumaya çalışmak değil; duygularını açık ve net biçimde ifade edebilmektir.

“Benim için bu gün anlamlı, birlikte küçük bir şey yapmak beni mutlu eder.” Bu cümle, birçok yanlış anlaşılmayı önleyebilir.

SEVGİ GÖSTERİ DEĞİL, SÜREÇTİR

Psikolojik dayanıklılığı yüksek ilişkilerde sevgi bir güne sığmamaktadır. Çünkü sevgi, bir etkinlik değil; bir süreçtir. Günlük hayatın içinde paylaşılan küçük anlar, birlikte atlatılan zorluklar ve kurulan empati, ilişkinin gerçek temelini oluşturmaktadır. Özel günler elbette anlamlı olabilmektedir. Ritüeller, ilişkilerde aidiyet duygusunu güçlendirebilmektedir. Ancak ritüel, özün yerine geçtiğinde sorun başlamaktadır. Eğer ilişki yalnızca 14 Şubat’ta hatırlanan bir romantizme dayanıyorsa, orada duygusal bir boşluk olabilmektedir.

Belki de 14 Şubat’ın en göz ardı edilen boyutu, öz-şefkattir. Kişinin kendisine nazik davranması, ihtiyaçlarını fark etmesi ve değerli olduğunu hissetmesi; sağlıklı ilişkilerin temelidir. Kendini değersiz hisseden bir birey, partnerinden sürekli kanıt arayabilmektedir. Oysa sevgi önce içsel bir güvenle başlamaktadır.

Bir Cevap Yazın