12 MART MUHTURASI VE 55 YILLIK CUNTA SARMALI
GERÇEK ETKİ: SOL EZİLDİ, ANAYASA SAĞIN İSTEKLERİNE GÖRE DEĞİŞTİ
12 Mart Muhtırası üzerinden geçen 55 yılda ülke, ABD emperyalizmi ve sağcı-gerici iktidarlar eliyle karanlığa sürüklendi. Toplumsal muhalefet tümüyle boğulmak istendi.
Türkiye siyasal tarihinin kırılma dönemlerinden biri olan 12 Mart 1971 askeri muhtırası üzerinden tam 55 yıl geçti. 68 kuşağıyla birlikte yükselen devrimci toplumsal muhalefetin ve işçi-köylü hareketlerinin önüne geçebilmek için emperyalistler ile işbirlikçilerinin ortaklığında gerçekleştirilen askeri darbe, örgütlenen tüm kesimleri bastırma amacıyla yapıldı. Darbeyi yapan askeri cunta generallerinden Memduh Tağmaç’ın “sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı, bunu durdurmak gerekiyor” sözü darbenin gerekçesini en iyi anlatan itiraflardan biri olmuştu.
12 Mart muhtırası: Atatürkçü girişim sağcı iktidarlara yaradı
Ulu önderin ilklerine sahip çıkma ve “çağdaş uygarlık” söylemiyle sunulan bu müdahale, pratikte sol hareketleri ezerek sağcı ve muhafazakâr partilerin (özellikle MSP ve MHP’nin) önünü açtı. Bu, kasıtlı bir “tuzak” değil; anti-komünist yapısal bir sonuçtu ama uzun vadede beklenmedik bir siyasi kaymaya neden oldu.
Üzerinden 55 yıl geçmesine rağmen Türkiye o muhtıranın sonuçlarının izlerini yaşıyor…
Zamanın Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve kuvvet komutanları, 12 Mart 1971’de Demirel’in Adalet Partisi (AP) hükümetine muhtıra verdi. Metin açıkça Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma, anayasa reformları ve inkılap kanunlarının uygulanması diyordu. Anarşi, kardeş kavgası ve sosyal huzursuzluk suçlamasıyla “partiler üstü kuvvetli hükümet” talep ediliyordu.
Bazı sol çevreler (Millî Demokratik Devrimciler, Doğu Perinçek çevresi, DEV-GENÇ’in bir kısmı) bunu ilk anda “Atatürkçü reform hareketi” diye destekledi. Sol köşe yazarları da (İlhan Selçuk gibi) iktidarın “gerici” tutumunu eleştirerek ordunun demokratik Atatürkçü düzen kuracağını yazdı.
9 Mart’ta planlanan sol eğilimli cunta girişimi de bu süreçte tasfiye edildi.
Görünüm: Kemalist ordu, “sol” reformları yapmak için sağcı Demirel hükümetini uyarıyordu.
GERÇEK ETKİ: SOL EZİLDİ, ANAYASA SAĞIN İSTEKLERİNE GÖRE DEĞİŞTİ
Pratikte ise tam tersi oldu. Nihat Erim’in “reform hükümeti” kuruldu, sıkıyönetim ilan edildi ve Balyoz Harekâtı ile sol örgütler (DEV-GENÇ, TİP, DİSK bağlantılı gruplar) hedef alındı. Tutuklamalar, işkenceler, üniversitelerin aranması ve idamlar (Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan) solun belini kırdı. Sol subaylar ordudan tasfiye edildi.
1971-1973 arasında yapılan anayasa değişiklikleri (1421 ve 1488 sayılı yasalar) 1961 Anayasası’nın liberal özgürlüklerini budadı: Temel haklara genel sınırlama getirildi, üniversite ve TRT özerkliği kaldırıldı, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kuruldu. Bu değişiklikler, sağ partilerin (AP dahil) yıllardır istediği ama yapamadığı “düzen” önlemleriydi. Solun legal ve sosyal alanı daraldı, radikal sol yükselişi önlendi.
SAĞCI PARTİLERİN ÖNÜ NASIL AÇILDI?
MSP (Erbakan’ın Milli Selamet Partisi): Muhtıra döneminde Erbakan’ın önceki partisi (MNP) kapatılmıştı ama 1972’de MSP kuruldu. 1973 seçimlerinde oy aldı ve 1974’te Bülent Ecevit’in CHP’siyle ilk kez koalisyon hükümetine girdi. İslamcı sağ, ilk kez iktidar ortağı oldu – Atatürkçü görünen müdahale sayesinde!
MHP ve Ülkücü Hareket: Sağ başlangıçta muhtırayı olumlu karşıladı. Ülkücü “komandolar” (MHP’nin paramiliter yapıları) sol karşıtı eylemlerde devlet korumasından yararlandı. Sol ezilince sağın militanlaşması hızlandı; 1971-1975 arası Ülkü Ocakları yeniden örgütlendi ve kamp eğitimleri yaptı. Bu, 1975’teki Milliyetçi Cephe (AP-MSP-MHP) hükümetlerine zemin hazırladı.
AP (Demirel): Kısa vadede zayıfladı ama 1973’te CHP’nin arkasından ikinci parti olarak kaldı ve sağ koalisyonlarda yer aldı.
Solun (işçi, öğrenci, aydın) ezilmesi siyasi boşluk yarattı. Bu boşluğu milliyetçi-muhafazakâr ve İslamcı sağ doldurdu. Devlet elitleri (bazı Genelkurmay ve MİT çevreleri) Ülkücüleri “sol karşıtı” olarak destekledi. Anti-komünizm adına sağ paramiliter yapılar (Gladio benzeri “özel savaş” unsurları) güçlendi.
DEVRİMCİLER KATLEDİLDİ
12 Mart’ın asıl hedefi kısa süre sonra ilan edilecek sıkıyönetimle birlikte devrimcilere karşı başlatılan “Balyoz Operasyonu” ile ortaya konuldu. Bu baskı ortamı karşısında sol hareket bir direniş mücadelesi başlattı. 12 Mart devrimcileri yok etme hedefi doğrultusunda, 31 Mayıs’ta Kürecik Radar Üssüne eylem yapma hazırlığındaki THKO üyesi devrimciler Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan asker tarafından öldürüldü. Aynı günlerde Maltepe’de Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’in bulunduğu ev kuşatıldı, üç gün süren kuşatmanın sonunda Hüseyin Cevahir öldürülürken, Mahir Çayan yaralı olarak ele geçirildi. Tutuklanan THKP-C ve THKO üyesi devrimciler, bulundukları Maltepe Askeri Cezaevinden tünel kazarak kaçtılar. Ulaş Bardakçı, 19 Şubat 1972’de İstanbul’da polis baskınında öldürüldü. Birlikte hareket eden THKP-C ve THKO militanları, darbeye karşı ortak mücadele başlattılar. Mahir Çayan, Sinan Kazım Özdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna ve Ertuğrul Kürkçü, Karadeniz’e geçerek, NATO’ya bağlı Ünye Radar üssünde çalışan ikisi İngiliz biri Kanadalı üç teknisyeni kaçırdılar. Rehinelerle Kızıldere köyüne geçen devrimciler, burada köy muhtarının evine ulaştılar. 30 Mart günü asker evi kuşattı.
EVİN ÇATISINDA DENİZLERİN SALIVERİLMESİ TALEBİYLE GÖRÜŞME YAPAN MAHİR ÇAYAN KESKİN NİŞANCI TARAFINDAN KATLEDİLDİ.
UZUN VADELİ ETKİLER: 12 EYLÜL VE SONRASI
12 Mart’ın yarattığı kutuplaşma ve anayasa kısıtlamaları, 1970’lerin kaosunu besledi ve 12 Eylül 1980’e giden yolu döşedi. 12 Eylül’ün “Türk-İslam Sentezi” ideolojisi, zorunlu din dersi ve İmam Hatip okullarının patlaması, bu sürecin devamıydı.
Kemalist-askerî müdahale, laik-sol dinamikleri zayıflatarak muhafazakâr sağın (ve ileride siyasi İslam’ın) toplumsal tabanını genişletti. 1970’lerdeki CHP-MSP koalisyonu ve Milliyetçi Cephe hükümetleri, bu kaymanın ilk işaretleriydi.
12 Mart’ı sadece “sol ezme” diye küçümsemek veya “Atatürkçü zafer” diye yüceltmek yerine, tam bu ters köşeyi görmek Türkiye siyasetini anlamak için şart. Unutulmaması gereken de bu dinamik.
