ÇOCUKLARA FUTBOL MU ÖĞRETİYORUZ, YÜK MÜ YÜKLÜYORUZ?
Mustafa BEHLÜL – Atletik Performans Uzmanı
Hafta sonları altyapı maçlarını izlediğimde kendime sık sık aynı soruyu soruyorum: Biz gerçekten çocuklara futbol mu öğretiyoruz, yoksa farkında olmadan onlara taşıyamayacakları yükler mi yüklüyoruz?
Futbolun temel amacı gelişimdir. Ancak günümüzde birçok altyapı organizasyonunda gelişim odaklı yaklaşımın yerini sonuç odaklı bir anlayışın aldığını görüyoruz. Daha 10-12 yaşındaki çocuklar kazanmak zorundaymış gibi sahaya çıkıyor, veliler tribünde baskı oluşturuyor, antrenörler ise haftalık sonuçların gölgesinde uzun vadeli gelişimi gözden kaçırabiliyor.
Oysa altyapının görevi hafta sonu oynanan maçı kazanmak değil, geleceğin futbolcusunu yetiştirmektir.
Bugün dünyanın önde gelen futbol akademilerine baktığımızda başarıyı kupalarla değil, A takıma kazandırdıkları oyuncularla ölçtüklerini görüyoruz. Çünkü altyapıda asıl hedef; teknik becerisi gelişmiş, oyunu anlayan, fiziksel olarak doğru yetişmiş ve futbolu seven bireyler ortaya çıkarmaktır.
Ne yazık ki birçok altyapıda yaş gruplarına uygun planlama konusunda hâlâ önemli eksiklikler bulunuyor. U10 takımındaki bir çocuğa da, U17 takımındaki bir gence de benzer fiziksel yüklenmeler uygulanabiliyor. Oysa büyüme ve gelişim dönemleri birbirinden tamamen farklıdır.
8-10 yaş grubunda öncelik hareket eğitimi olmalıdır. Çocuk koşmayı, sıçramayı, yön değiştirmeyi, denge kurmayı ve oyun içerisinde karar vermeyi öğrenmelidir. Bu yaşlarda futbol bir eğitim aracıdır; sonuç odaklı bir yarış değildir.
11-12 yaş döneminde teknik gelişim ön plana çıkmalıdır. Topla geçirilen süre artırılmalı, bireysel beceriler geliştirilmeli ve çocukların futboldan keyif almaları sağlanmalıdır.
13-14 yaş grubu ise öğrenmenin altın çağıdır. Bu dönemde oyuncular oyun prensiplerini anlamaya, pozisyon bilgisi kazanmaya ve taktiksel farkındalık geliştirmeye başlar. Kuvvet çalışmaları yapılabilir ancak öncelik hareket kalitesi olmalıdır.
15 yaş ve sonrasında performans kavramı daha fazla gündeme gelir. Sprint çalışmaları, kuvvet gelişimi, dayanıklılık yüklenmeleri ve performans antrenmanları planlı şekilde uygulanabilir. Ancak burada da en önemli nokta biyolojik gelişimdir. Aynı yaşta iki oyuncunun fiziksel gelişimi birbirinden çok farklı olabilir.
Altyapılarda yapılan en büyük hatalardan biri de yüklenmeyi gelişimin önüne koymaktır. Daha hızlı koşsun diye sprint yaptırıyoruz, daha güçlü olsun diye ağırlık yüklemeye çalışıyoruz, daha dayanıklı olsun diye kilometrelerce koşturuyoruz. Ancak çoğu zaman şu soruyu sormayı unutuyoruz:
“Bu çocuk bu yükü taşımaya hazır mı?”
Çünkü futbolcu gelişimi sadece fiziksel değildir. Teknik, taktik, psikolojik ve sosyal gelişim de en az fiziksel gelişim kadar önemlidir. Çocuğun futboldan keyif alması, özgüven kazanması ve oyunu sevmesi gelecekteki performansının temelini oluşturur.
Bugün birçok yetenekli oyuncunun futboldan erken kopmasının altında aşırı baskı, yanlış yüklenme ve gelişim süreçlerinin göz ardı edilmesi yatmaktadır. Oysa sabırlı davranıldığında, doğru planlama yapıldığında ve yaşa uygun eğitim verildiğinde ortaya çok daha sağlıklı sonuçlar çıkmaktadır.
Belki de altyapılarda kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Biz çocukları hafta sonu maçlarını kazanmak için mi hazırlıyoruz, yoksa onları geleceğin futbolcuları olarak mı yetiştiriyoruz?
Çünkü altyapıda gerçek başarı, 12 yaşında şampiyon olmak değil; 18 yaşında A takım formasını giyebilecek oyuncular yetiştirebilmektir.
Unutmayalım; çocuklar küçük profesyoneller değildir. Onlar doğru yönlendirilmesi gereken gelişim çağındaki sporculardır. Futbolu sevmeyi öğrenen çocuklar geleceğin futbolcuları olur. Yükün altında ezilenler ise çoğu zaman futbolun dışında kalır.
