Salı, Temmuz 28, 2026
KKTC Turizm
Ana SayfaHABERLERDÜNYA HABERLERİTICARET ANLAŞMALARININ YÜZDE 58'INDE IKLIM IŞBIRLIĞI VAR

TICARET ANLAŞMALARININ YÜZDE 58’INDE IKLIM IŞBIRLIĞI VAR

TICARET ANLAŞMALARININ YÜZDE 58’INDE IKLIM IŞBIRLIĞI VAR

Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nün incelediği 71 ticaret ve ekonomik iş birliği anlaşması, kritik minerallerden yenilenebilir enerjiye kadar yeşil dönüşüm başlıklarının ticaret diplomasisinde öne çıktığını gösterdi. Metni yayımlanan anlaşmaların yüzde 58’inde iklim, yüzde 54’ünde kritik minerallerle ilgili hükümler yer aldı.

İRFAN DONAT

Ticaret anlaşmalarının kapsamı gümrük vergileri ve pazar erişiminin ötesine geçiyor. Enerji güvenliği, kritik mineraller, ormansızlaşma ve emisyon azaltımı son dönemde imzalanan anlaşmaların temel başlıkları arasına giriyor.

Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nün (IISD) hazırladığı “Mapping the Green Transition in Recent Economic Agreements” başlıklı çalışma, ticaret anlaşmalarındaki bu değişimi ortaya koydu.

IISD’nin Ticaret ve İklim İzleyicisi kapsamında 1 Ocak 2025 ile 30 Haziran 2026 arasında imzalanan 71 ticaret ve ekonomik iş birliği anlaşması incelendi. Bu anlaşmalar 66 hükümeti kapsadı. Anlaşmaların 46’sının kamuya açık metinleri analiz edildi.

Analiz edilen anlaşmaların yüzde 58’inde iklim işbirliğinden açıkça bahsediliyor. Metinlerin yüzde 40’ında emisyon azaltımı için işbirliği vurgulanırken, yarısından fazlasında ise ormansızlaşmayla ilgili hükümler bulunuyor.

Analiz edilen anlaşmaların yüzde 58’inde iklim işbirliğinden açıkça bahsediliyor. Metinlerin yüzde 40’ında emisyon azaltımı için işbirliği vurgulanıyor; yarısından fazlasında ise ormansızlaşmayla ilgili hükümler bulunuyor. Metinlerin yüzde 67’sinde, enerji verimliliği ve elektrik şebekeleri gibi altyapı dahil olmak üzere, enerji işbirliğine dair hükümler var.

Anlaşmaların yüzde 36’sında, yenilenebilir enerjiye dair hükümler yer alıyor. IISD’ye göre yenilenebilir enerji, son dönemdeki ticaret anlaşmaları için bir birleştirici unsur olarak öne çıkıyor.

Kritik hammaddeler, öncelikli bir konu olarak öne çıkıyor. Anlaşmaların yüzde 53’ü, bu konuyu kapsıyor. Bazı anlaşmalar, bu madenlere erişimi güvence altına almaya odaklanırken, diğerleri ise tedarik zinciri güvenliği ittifaklarının geliştirilmesine odaklanıyor.

IISD’ye göre bu eğilim, yalnızca iklim politikalarında iddialı ülkelerle sınırlı değil; farklı ekonomik ve siyasi önceliklere sahip hükümetlerin imzaladığı anlaşmalarda da görülüyor.

IISD’nin Ticaret ve Sürdürülebilir Kalkınma Direktörü Alice Tipping, ‘‘Hükümetler, 21. yüzyılda büyümenin ve kalkınmanın, düşük karbonlu ve iklime dayanıklı ekonomilere dayalı olacağının farkında. Tracker, bu dönüşümü görünür hale getiriyor ve ülkelerin, geleceğin küresel yeşil pazarlarını oluşturmak için ekonomik anlaşmaları nasıl kullandığını görmemizi sağlıyor’’ dedi.

Çin domatesini Avustralya’da “yerli üretim” diye satmışlar

Avustralya’da yapılan bağımsız testler, yerli ya da İtalya menşeli olarak etiketlenen bazı domates ürünlerinin Çin’den ithal edildiğini ortaya koydu. Üretici ve perakendeciler ise iddiaları reddediyor.

Avustralya’nın önde gelen gıda markaları, Çin’de yetiştirilen domatesleri yerli üretim olarak sattıkları iddiasıyla gündeme geldi.

 

Australian Broadcasting Corporation’ın (ABC) Four Corners programı için yaptırdığı bağımsız testlerde Coles, Aldi ve Leggo’s markalı bazı domates ürünlerinin Çin kaynaklı olduğu belirlendi. Söz konusu ürünlerin etiketlerinde domateslerin Avustralya veya İtalya’dan temin edildiği bilgisi yer alıyordu.

Bloomberg’in haberine göre, söz konusu testler, gıda ürünlerinin menşeini belirleyen Source Certain laboratuvarı tarafından gerçekleştirildi. ABC, laboratuvarın daha önce FBI, Scotland Yard, Interpol ve Avustralya Federal Polisi ile çalıştığını bildirdi.

Araştırma kapsamında 39 markaya ait 221 domates ürününden alınan 900’ün üzerinde numune incelendi. Source Certain, test sonuçlarının yüzde 98’in üzerinde doğruluk oranına sahip olduğunu açıkladı.

ABC’ye göre Avustralya veya İtalya’da yetiştirilen domateslerden üretildiği belirtilen onlarca ürün doğrulama testlerini geçemedi. Çin menşeli olduğu belirlenen ürünlerin yaklaşık yarısında kullanılan domateslerin Sincan bölgesinde yetiştirildiği öne sürüldü.

ABD, zorla çalıştırma iddiaları nedeniyle Sincan kaynaklı domates ürünlerinin ithalatını 2021 yılında yasaklamıştı.

ABC, Leggo’s markalı domates salçası ürünlerinin çoğunda menşe bilgisinin yanıltıcı olduğunu bildirdi. Coles markalı İtalyan domates salçası ile Aldi’nin Remano markalı salçası da test sonuçlarında öne çıkan ürünler arasında yer aldı.

Source Certain, ürünlerin yetiştirildiği bölgedeki toprak, su ve iklim koşullarının oluşturduğu kimyasal izi analiz ediyor. Bu yöntemle ürünün coğrafi kaynağı tespit edilmeye çalışılıyor.

Leggo’s markasının sahibi ABD merkezli Simplot, ürün bütünlüğü ve sorumlu tedarik konularını son derece ciddiye aldığını açıkladı. Şirket, ABC’nin ilettiği parti kodlarını kontrol ettiğini ve ürünlerin Avustralya’da yetiştirildiğine ilişkin beyanlarından emin olduğunu bildirdi.

Aldi de iddiaları reddetti. Şirket, tedarikçilerinden ham madde ve üretim süreçlerinin izlenebilirliğine ilişkin eksiksiz kanıt istediğini belirtti. İncelenen iki ürünün İtalya ve Avustralya’dan temin edildiğini savundu.

Coles ise programda belirtilen salça ürünlerinde Çin domatesi kullanıldığına ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını açıkladı. Şirket, müşterileri bilerek yanılttığı veya gıda sahtekârlığından kazanç sağladığı yönündeki iddiaları reddetti.

ABC, menşe doğrulama testlerini geçen markalar arasında Mutti ve Woolworths ürünlerinin de bulunduğunu bildirdi.

Savaş ve sıcak hava tarım emtia fiyatlarını üç yılın zirvesine taşıdı

Karadeniz’de artan saldırılar, Orta Doğu’daki çatışmalar ve Avrupa’yı etkileyen sıcak hava dalgaları küresel tarım emtiası fiyatlarını Temmuz 2023’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı.

Küresel tarım emtiası fiyatları, sıcak hava dalgaları ve Karadeniz’de tahıl ticaretini tehdit eden saldırıların etkisiyle üç yılın zirvesine yükseldi.

 

On temel tarım ürününü izleyen Bloomberg Tarım Spot Endeksi, yedi haftadır devam eden yükselişin ardından çarşamba günü Temmuz 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.

Tarım emtiası fiyatları daha önce, Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilen gübre ve yakıt sevkiyatlarında yaşanan sıkıntıların üretime yönelik endişeleri artırmasıyla mayıs ayında zirve yapmıştı. Risk priminin haziranda gerilemesinin ardından fiyatlar, yeni savaş ve hava koşulları kaynaklı risklerle yeniden yükselişe geçti.

Karadeniz’de saldırılar ticareti sınırlıyor

Orta Doğu’daki çatışmaların tırmanması enerji piyasalarını yukarı taşırken, Avrupa’daki tahıl hasadı aşırı sıcaklardan etkileniyor. Rusya ve Ukrayna’nın birbirlerinin ihracat koridorlarına yönelik saldırılarını artırması da buğday ticaretini sınırlıyor.

Chicago buğday vadeli işlemleri, önceki seansta yüzde 4’ün üzerinde yükselmesinin ardından perşembe günü son iki yılın en yüksek seviyesine çıktı.

Rabobank Kıdemli Tahıl ve Yağlı Tohumlar Analisti Vitor Pistoia, gerilimin bölgeden gerçekleştirilen sevkiyatları sekteye uğratma tehdidi oluşturduğunu belirtti.

Commonwealth Bank of Australia Tarım Ekonomisti Dennis Voznesenski ise piyasayı belirleyen temel unsurun, fiziki arzın ihtiyaç duyan alıcılara ulaşıp ulaşmadığı olduğunu söyledi. Voznesenski, sıcak hava ve Orta Doğu’daki gerilimlerin haftalardır fiyatlar üzerinde etkili olduğunu, Karadeniz’deki çatışmaların ise piyasadaki yükselişi hızlandıran son gelişme olduğunu ifade etti.

Avrupa’da sıcaklıklar mısır üretimini tehdit ediyor

Avrupa genelindeki aşırı sıcaklıklar, özellikle mısır üretiminde kayıp endişelerini güçlendiriyor. Avrupa Birliği’nin en büyük tarım üreticisi Fransa, mayıs sonundan bu yana üç sıcak hava dalgasıyla karşı karşıya kaldı.

El Nino hava olayının geri dönmesi, daha düşük rekolte beklentilerini artırdı. New York’ta işlem gören Arabica kahve ve kakao fiyatları temmuz ayını yükselişle kapatmaya hazırlanıyor.

Çin, dünyanın üçüncü büyük organik pazarı oldu

Çin’de organik ürün satışları 2024’te yüzde 22,8 artarak 17 milyar dolara yükseldi. Dünyanın üçüncü büyük organik pazarı haline gelen ülkede yerli üreticilerin rekabet gücü artarken, ithal organik ürün satışları yüzde 12 geriledi.

İRFAN DONAT

ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) Çin Organik Ürün Raporu’na göre, tüketicilerin sağlık ve sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığının artması, kentleşme ve harcanabilir gelirdeki yükseliş Çin’de organik ürün pazarını hızla büyütüyor.

Çin, Fransa’yı geride bırakarak ABD ve Almanya’nın ardından dünyanın üçüncü büyük organik pazarı konumuna geldi. Organik ürün satışları 2022’de 12 milyar dolar düzeyindeyken, 2024’te yaklaşık 17 milyar dolara ulaştı. Pazar, 2024’te bir önceki yıla göre yüzde 22,8 büyüdü.

Satışların yüzde 93,5’ini birincil düzeyde işlenmiş ürünler oluşturdu. Süt, alkollü içecekler, bebek mamaları ve işlenmiş tahıl ürünleri pazarın öne çıkan kategorileri arasında yer aldı.

Kişi başına harcama küresel ortalamanın altında

Çin, toplam pazar büyüklüğünde dünyada üçüncü sırada bulunmasına karşın kişi başına organik ürün harcamasında küresel ortalamanın gerisinde kaldı.

Organik Tarım Araştırma Enstitüsü verilerine göre, Çin’de kişi başına organik gıda harcaması 9,9 dolar düzeyinde gerçekleşti. Küresel ortalama ise 18,7 dolar olarak kaydedildi.

Organik ürünlerin Çin gıda pazarındaki payı yüzde 1 seviyesinde kaldı. Raporda karşılaştırma amacıyla, bu oranın Danimarka’da yüzde 13’e ulaştığı belirtildi.

Organik üretim alanı 3,6 milyon hektara çıktı

Çin’de 2024 sonu itibarıyla 17 bin 966 sertifikalı organik üretici bulunurken, bu üreticilerin sahip olduğu toplam sertifika sayısı 30 bin 68’e ulaştı.

Organik üretime ayrılan alan, bir önceki yıla göre yüzde 4,8 artarak 3,6 milyon hektara çıktı. Çin, sertifikalı organik tarım alanı bakımından dünyada beşinci sırada yer aldı.

Organik üretimde ilk sırayı 20,98 milyon tonla tahıllar aldı. Tahılları 7,82 milyon tonla işlenmiş gıdalar, 2,96 milyon tonla süt, 1,89 milyon tonla bakliyat, yağlı tohum ve yumrulu ürünler izledi.

Organik sebze üretimi 1,29 milyon ton, meyve üretimi 1,26 milyon ton, su ürünleri üretimi 878 bin ton, hayvancılık ve kanatlı ürünleri üretimi ise 795 bin 600 ton olarak kaydedildi. Organik çay üretimi 350 bin ton, baharat üretimi de 27 bin ton oldu.

Yeni düzenlemeler 2026’da yürürlüğe girdi

Çin, organik gıda pazarındaki mevzuatı 1 Ocak 2026’dan itibaren kapsamlı biçimde yeniledi.

Yeni düzenlemelerle işlenmiş gıdalarda “organik geçiş süreci” ibaresinin kullanılması yasaklandı. Üretim miktarları ile satış verilerini eşleştiren gerçek zamanlı dijital takip sistemi zorunlu hale getirildi. Sertifikalı şirketlere yönelik habersiz denetim uygulaması da yürürlüğe girdi.

Çin’de satılan sertifikalı organik ürünlerin en küçük satış ambalajında organik ürün sertifikası bulunması gerekiyor. Her ürüne, tüketicilerin ürünün kaynağını ve gerçekliğini kontrol edebilmesi amacıyla 17 haneli izlenebilirlik kodu veriliyor.

İthal organik ürün satışları yüzde 12 düştü

Çin’in organik ürün ihracatı 2024’te 1 milyar dolar olarak gerçekleşti. İhracatta ABD, Hollanda ve Almanya ilk üç sırada yer aldı.

Organik ürün ithalatı ise 603 milyon dolar oldu. İthalatta İrlanda, Danimarka ve Yeni Zelanda öne çıkarken; bebek maması, formüle süt tozu, şarap, meyve suyu ve bebek gıdaları başlıca ürün gruplarını oluşturdu.

Yerli üreticilerin ithal ürünlere kıyasla daha düşük fiyatlı alternatifler sunmasıyla ithal organik ürün satışları 2024’te yüzde 12 gerileyerek 603 milyon dolara düştü.

İthal organik ürünler içinde 303,2 milyon dolarlık satışla bebek maması ilk sırada yer aldı. Bebek mamasını 71,2 milyon dolarla şarap, 69,9 milyon dolarla yağsız süt tozu, 53,8 milyon dolarla sterilize süt ve 44,6 milyon dolarla modifiye süt ürünleri izledi.

Bitki bazlı ürünlerde satışlar yüzde 30 arttı

Çin’in organik ürün pazarında paketlenmiş ve işlenmiş ürünlere yönelik talep güçlenirken, meyve suyu, süt ürünleri ve atıştırmalıklar öne çıktı.

 

Bitki bazlı ürünlerin satışları 2024’te yüzde 30 arttı. Şeker oranı azaltılmış gıdalar, proteinle zenginleştirilmiş ürünler ve mantar özlerinden üretilen takviyeler gibi fonksiyonel gıdalara yönelik talep de yükseldi.

Organik meyveler, içecekler, kişisel bakım ürünleri, tekstil ürünleri ve hayvan yemleri büyüyen diğer kategoriler arasında yer aldı.

Kahvede rekor üretim bekleniyor

ABD Tarım Bakanlığı (USDA), dünya kahve üretiminin 2026/27 sezonunda 189,7 milyon çuvalla rekor kıracağını öngördü. Brezilya’daki güçlü toparlanmanın belirleyici olduğu piyasada kahve fiyatları son yedi ayda yüzde 25 geriledi.

İRFAN DONAT

ABD Tarım Bakanlığına (USDA) bağlı Dış Tarım Servisinin (FAS) yayımladığı “Kahve: Dünya Piyasaları ve Ticaret” raporuna göre, küresel kahve üretiminde 2026/27 sezonunda rekor üretim bekleniyor.

Dünya kahve üretiminin bir önceki sezona göre 10,8 milyon çuval artarak 189,7 milyon çuvala (Her çuval 60 kg) ulaşacağı tahmin ediliyor.

Üretimdeki artışta Brezilya, Etiyopya, Uganda ve Vietnam’ın rekor seviyeye ulaşması etkili olacak. Bu ülkelerdeki artışın Hindistan ve Endonezya’daki üretim kayıplarını fazlasıyla telafi etmesi bekleniyor.

Küresel kahve çekirdeği ihracatının üretimdeki yükselişin etkisiyle 11,9 milyon çuval artarak 131,4 milyon çuvala çıkacağı öngörülüyor. Bu rakam, dünya kahve çekirdeği ihracatı açısından yeni bir rekora işaret ediyor.

Küresel kahve tüketiminin de 2026/27 sezonunda 179,7 milyon çuvalla rekor seviyeye ulaşacağı tahmin ediliyor. Tüketimdeki en yüksek artışların Avrupa Birliği ve ABD’de gerçekleşmesi bekleniyor.

Avrupa Birliği’nin kahve tüketiminin 41,6 milyon çuvaldan 42,5 milyon çuvala, ABD’nin tüketiminin ise 25,6 milyon çuvaldan yaklaşık 27 milyon çuvala çıkacağı öngörülüyor.

Türkiye’de kahve tüketiminin de 2025/26 sezonundaki 1,75 milyon çuval seviyesinden 2026/27 döneminde 1,93 milyon çuvala yükselmesi bekleniyor.

USDA raporunda, piyasaya ilave arzın girmesiyle kahve fiyatlarının son yedi ayda yüzde 25 gerilediği belirtildi. Söz konusu değişim, Uluslararası Kahve Örgütünün aylık bileşik fiyat endeksi üzerinden hesaplandı.

Küresel dönem sonu stoklarının da art arda ikinci sezonda yükselerek 26,3 milyon çuvala ulaşacağı tahmin ediliyor. Ancak stokların uzun dönem ortalamasının altında kalmaya devam edeceği öngörülüyor.

Rapora göre, küresel kahve stokları, Brezilya’daki Arabica üretiminin beş yıl boyunca zayıf seyretmesinin etkisiyle 2020/21 ile 2024/25 sezonları arasında 15,5 milyon çuval azaldı.

 

Dünya kahve üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını karşılayan Brezilya’da toplam üretimin 2026/27 sezonunda 8,9 milyon çuval artarak 71,9 milyon çuvalla rekor kırması bekleniyor.

Brezilya’nın Arabica üretiminin 9,5 milyon çuval artışla 47,5 milyon çuvala ulaşacağı tahmin ediliyor. Böylece olumsuz hava koşulları nedeniyle beş yıldır devam eden düşük performans döneminin sona ermesi bekleniyor.

Eylül ve ekim aylarında çiçeklenme döneminde alınan yağışların, Arabica üretiminin yüzde 70’inden fazlasının gerçekleştirildiği Minas Gerais’te meyve gelişimini desteklediği ve verimi rekor seviyelere yaklaştırdığı belirtildi.

Brezilya’nın 2026/27 Arabica üretiminin tarihin en yüksek ikinci seviyesine ulaşması öngörülüyor.

Buna karşılık Brezilya’nın Robusta üretiminin geçen sezonki rekorun ardından 600 bin çuval azalarak 24,4 milyon çuvala gerilemesi bekleniyor. Robusta üretiminin yaklaşık yüzde 70’inin yapıldığı Espirito Santo’da serin hava ve yüksek yağışın verimi düşürdüğü kaydedildi.

Brezilya’nın kahve çekirdeği ihracatının 11 milyon çuval artarak 45 milyon çuvalla rekor seviyeye ulaşacağı tahmin ediliyor. Ülkenin dönem sonu stoklarının da 4,4 milyon çuvala çıkması bekleniyor.

Vietnam’ın kahve üretiminin ekim alanlarındaki genişleme ve verim artışıyla 800 bin çuval yükselerek 32,5 milyon çuvalla rekor kıracağı öngörülüyor.

Rapora göre yüksek kahve fiyatları, üreticilerin gübre ve diğer girdilere yönelik harcamalarını artırmasına ve verimin yükselmesine imkân sağladı.

Vietnam’ın kahve çekirdeği ihracatının 25,4 milyon çuvala, iç tüketiminin ise 5 milyon çuval ile rekor seviyeye çıkacağı tahmin ediliyor.

Etiyopya’da kahve üretiminin 500 bin çuvaldan fazla artarak 12,1 milyon çuval ile rekor kırması bekleniyor. Ülkede son dört yıldaki üretim artışında, kahve ekim alanlarının yarısından fazlasının yüksek verimli çeşitlerle yenilenmesi etkili oldu.

Etiyopya’nın kahve çekirdeği ihracatının yaklaşık 200 bin çuval artarak 7,1 milyon çuvala ulaşacağı öngörülüyor.

Kolombiya’da üretimin 900 bin çuval yükselerek 13,4 milyon çuvala çıkması beklenirken, ihracatın 12,2 milyon çuvala ulaşacağı tahmin ediliyor.

Orta Amerika ve Meksika’nın toplam üretiminin ise yaklaşık 600 bin çuval artarak 17,7 milyon çuvala yükselmesi öngörülüyor. Bölgedeki artışın neredeyse tamamının Honduras’tan gelmesi bekleniyor.

Endonezya’da kahve üretiminin 1 milyon çuval azalarak 11,4 milyon çuvala gerileyeceği tahmin ediliyor.

Ülkenin Robusta üretiminin düşük verim nedeniyle 10 milyon çuvala düşmesi bekleniyor. Güney Sumatra ve Java’daki aşırı yağışların çiçeklenme ve kahve meyvesi oluşumunu olumsuz etkilediği belirtildi. Bu iki bölge, Endonezya’nın Robusta üretiminin yaklaşık yüzde 75’ini gerçekleştiriyor.

Üretimdeki düşüş nedeniyle Endonezya’nın kahve çekirdeği ihracatının 800 bin çuvaldan fazla azalarak 7 milyon çuvala gerilemesi öngörülüyor.

FAO: Sağlıklı beslenmek lüks oldu

FAO’nun da aralarında bulunduğu beş Birleşmiş Milletler kuruluşunun ortak raporuna göre, küresel açlık göstergelerinde sınırlı iyileşme kaydedilmesine rağmen 2025’te 645 milyon insan açlık yaşadı. Dünyada yaklaşık 2,7 milyar kişinin sağlıklı beslenme maliyetini karşılayamadığına dikkat çekilen raporda, küresel gıda ekonomisine ilişkin dengesizlikler ve maliyet artışları ortaya kondu. Rapora göre, gıda enflasyonu ve makroekonomik krizler nedeniyle sağlıklı beslenme milyarlarca insan için finansal olarak imkansız bir lüks haline dönüştü.

İRFAN DONAT

Dünyada açlık geriliyor ancak sağlıklı ve dengeli beslenmeye erişim hâlâ milyarlarca insan için temel sorun olmayı sürdürüyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından hazırlanan “Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu 2026” başlıklı rapora göre, 2025’te dünya nüfusunun yüzde 7,8’i açlıkla karşı karşıya kaldı.

Bu oran yaklaşık 645 milyon kişiye karşılık geliyor. Açlık çekenlerin sayısı 2024’e göre 14 milyon, 2022’ye kıyasla ise 43 milyon azaldı. Buna karşın açlık yaşayan nüfus, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının kabul edildiği 2015’in yaklaşık 50 milyon üzerinde kaldı.

Rapordaki projeksiyonlara göre, mevcut eğilimin sürmesi halinde 2030’da 510-520 milyon insan açlık yaşamaya devam edecek. Bu nüfusun yüzde 56’sının Afrika’da bulunacağı tahmin ediliyor. Dolayısıyla 2030 için belirlenen “Sıfır Açlık” hedefi giderek erişilemez hale geliyor.

Açlığın ağırlık merkezi Afrika’ya kayıyor

Küresel görünümdeki sınırlı iyileşme bölgelere eşit biçimde yansımıyor.

Afrika’da açlık oranı 2025’te yüzde 20 olarak hesaplanırken, kıtada yaklaşık 309 milyon kişi açlıkla mücadele etti. Açlık oranı Orta Afrika’da yüzde 28,9’a çıkarken, Doğu Afrika’da ise yüzde 25,6’ya ulaştı.

Asya’da açlık oranı yüzde 6 olarak belirlenirken, açlık yaşayanların sayısı 292 milyon oldu. Latin Amerika ve Karayipler’de ise nüfusun yüzde 4,8’ine karşılık gelen yaklaşık 32 milyon insan açlık çekti.

Batı Asya, küresel iyileşmeden ayrışan bölgelerin başında geldi. Bölgedeki açlık oranı 2015’te yüzde 9,3 iken 2025’te yüzde 13’e yükseldi. Raporda çatışmalar, zorunlu göç, ekonomik kırılganlıklar ve jeopolitik istikrarsızlıklar bu kötüleşmenin başlıca nedenleri arasında gösterildi.

2,1 milyar insan gıda güvensizliği yaşıyor

Rapora göre 2025’te dünya nüfusunun yüzde 25,8’i, yaklaşık 2,1 milyar kişi orta veya ciddi düzeyde gıda güvensizliği yaşadı. Söz konusu sayı bir yılda yaklaşık 86 milyon azalsa da pandemi öncesi seviyelere dönülemedi.

Yaklaşık 779 milyon kişi ise ciddi gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldı.

Gıda güvensizliği Afrika’da nüfusun yüzde 56,6’sını etkiledi. Bu oran Latin Amerika ve Karayipler’de yüzde 22,9, Asya’da yüzde 20,3, Kuzey Amerika ve Avrupa’da yüzde 8,7 olarak hesaplandı.

 

Raporda gıda güvensizliğinin kırsalda kentlere, kadınlarda ise erkeklere kıyasla daha yüksek olduğuna dikkat çekildi. Bulgular, sorunun yalnızca üretim miktarıyla açıklanamayacağını; gelir dağılımı, toplumsal eşitsizlikler ve gıdaya fiziksel erişimin de belirleyici olduğunu ortaya koydu.

Sağlıklı beslenmenin günlük maliyeti 4,28 dolara çıktı

Rapordaki en dikkat çekici gelişmelerden biri sağlıklı beslenmenin maliyetindeki hızlı artış oldu.

Satın alma gücü paritesine göre kişi başına günlük sağlıklı beslenme maliyeti 2017’de 2,94 dolar seviyesindeyken 2021’de 3,44 dolara, 2025’te ise 4,28 dolara yükseldi. Böylece sağlıklı beslenmenin küresel maliyeti sekiz yılda yaklaşık yüzde 46 arttı.

Bölgesel olarak en yüksek maliyet 4,91 dolarla Latin Amerika ve Karayipler’de kaydedildi. Bu bölgeyi 4,35 dolarla Afrika ve 4,33 dolarla Asya izledi. Kuzey Amerika ve Avrupa’da günlük maliyet 3,64 dolar olarak hesaplandı.

Sağlıklı diyetin parasal olarak en pahalı olduğu bölge Latin Amerika ve Karayipler olsa da gelir yetersizliği nedeniyle erişim sorununun en yoğun yaşandığı bölge Afrika oldu.

Yaklaşık 2,7 milyar kişi sağlıklı beslenemiyor

Dünya genelinde 2025’te yaklaşık 2,7 milyar kişi sağlıklı bir diyetin maliyetini karşılayamadı. Bu sayı küresel nüfusun yüzde 32,7’sine denk geliyor.

Sağlıklı beslenemeyenlerin sayısı 2020’deki 3,13 milyar seviyesinden gerilemekle birlikte düşük gelirli ülkelerde ters yönlü bir seyir izleniyor.

Afrika’da nüfusun yüzde 66,6’sı sağlıklı bir beslenmeye ekonomik olarak erişemiyor. Bu oran Asya’da yüzde 28,9, Latin Amerika ve Karayipler’de yüzde 25,7 seviyesinde bulunuyor.

Rapora göre, gıda fiyatlarının diğer mal ve hizmetlere kıyasla yüzde 10 artması sağlıklı beslenme maliyetini ortalama yüzde 6 yükseltiyor. Buna karşılık yerel, mevsimsel ve daha düşük maliyetli ürünlerden oluşturulan beslenme sepetleri maliyeti ortalama yüzde 34 azaltabiliyor.

Sağlıklı diyetin maliyetini taze ürünler ve protein belirliyor

Sağlıklı beslenme sepetindeki nişastalı temel ürünler günlük kalorinin yaklaşık yarısını sağlamasına rağmen toplam maliyetin yalnızca altıda birini oluşturuyor.

Hayvansal kaynaklı gıdalar ile meyve ve sebzeler ise sağlıklı beslenme maliyetinin yaklaşık yüzde 70’ini meydana getiriyor. Hayvansal ürünler küresel ortalamada en pahalı gıda grubu olurken, Latin Amerika ve Karayipler’de sebze fiyatları öne çıkıyor.

Çocukların üçte ikisi yeterli çeşitlilikte beslenemiyor

Rapora göre, dünyada 6-23 aylık çocukların yalnızca yüzde 30,8’i asgari beslenme çeşitliliğine ulaşabiliyor. Başka bir ifadeyle bu yaş grubundaki her üç çocuktan yaklaşık ikisi yeterince çeşitli beslenemiyor.

Söz konusu oran Afrika’da yüzde 20,5, Asya’da yüzde 34,9 seviyesinde bulunuyor. Ayrıca 15-49 yaş grubundaki kadınların yalnızca yüzde 62,7’si asgari beslenme çeşitliliğine erişebiliyor.

 

Beş yaşın altındaki çocuklarda bodurluk oranı 2012’de yüzde 26,4 iken 2024’te yüzde 23,2’ye geriledi. Bodur çocuk sayısı aynı dönemde 180,4 milyondan 150,2 milyona düştü. Ancak mevcut ilerleme hızının 2030 hedeflerine ulaşılması için yeterli olmadığı belirtildi.

Çocuklarda fazla kilo oranı yüzde 5,5’e çıkarken, yetişkinlerde obezite oranı 2012’de yüzde 12,1’den 2024’te yüzde 16,2’ye yükseldi. Bu oranın 2030’da yüzde 18,6’ya ulaşacağı tahmin ediliyor.

Rapora göre, sağlıksız beslenmeye bağlı hastalıkların küresel ölçekte oluşturduğu gizli maliyet yılda 8,1 trilyon doları buluyor.

Türkiye’de sağlıklı beslenmenin maliyeti dünya ortalamasının üzerinde

Rapora göre, Türkiye’de sağlıklı beslenmenin kişi başına günlük maliyeti satın alma gücü paritesiyle 2017’de 3,45 dolar seviyesindeyken 2025’te 4,58 dolara çıktı. Böylece maliyet sekiz yılda yaklaşık yüzde 33 arttı.

Türkiye’nin 4,58 dolarlık seviyesi, 4,28 dolar olan dünya ortalamasının üzerinde gerçekleşti.

Raporda, sağlıklı beslenmenin maliyetini düşürmek için tarımsal politikaların tahıl ve temel kalori ürünleri ekseninden çıkarılarak besin değeri yüksek ürünleri kapsayacak şekilde yeniden tasarlanması gerektiği belirtildi.

Bu kapsamda tarımsal araştırma ve geliştirme kaynaklarının meyve, sebze ve baklagillere doğru dengelenmesi; sulama, kırsal yol, soğuk zincir, depolama, işleme ve lojistik yatırımlarının artırılması önerildi.

Küçük üreticilerin tohum, teknoloji, finansman, arazi ve tarımsal yayım hizmetlerine erişiminin güçlendirilmesi ile hasat sonrası kayıpların azaltılması da öncelikler arasında sıralandı.

Rapordaki modellemeye göre, meyve ve sebze değer zincirlerinde sağlanacak teknolojik ve yapısal iyileştirmeler sağlıklı diyetin göreli maliyetini yüzde 7,54’e kadar düşürebiliyor.

Buna karşılık zaten düşük maliyetli olan nişastalı temel ürünlere verilen ilave desteklerin üretim kaynaklarını diğer ürün gruplarından çekerek sağlıklı beslenmenin toplam maliyetini artırabileceği uyarısı yapıldı.

Raporun temel politika mesajı ise şöyle özetlendi: Gıda güvenliğinde odak, yalnızca daha fazla kalori üretmekten çıkarılarak besleyici gıdaların daha erişilebilir, dayanıklı ve sürdürülebilir biçimde üretilmesine kaydırılmalı.

Bakanlıktan “çekirge istilası” açıklaması

Tarım ve Orman Bakanlığı, son günlerde İstanbul ve çevre illerde “çekirge istilası” yaşandığı yönünde yer alan paylaşımlara ilişkin açıklama yaptı.

 

Tarım ve Orman Bakanlığı, ekipler tarafından yapılan inceleme ve takipler sonucunda, İstanbul ve Tekirdağ başta olmak üzere Marmara Bölgesi’nde tarımsal üretimi tehdit eden herhangi bir çekirge istilası veya ekonomik zarar oluşturan bir çekirge popülasyonunun tespit edilmediğini bildirdi.

 

Bakanlıktan yapıln açıklamada, “Kamuoyuna yansıyan görüntülerde yer alan çekirgelerin yapılan tür teşhislerinde, bunların tamamının ülkemizde doğal olarak bulunan yerli popülasyonlara ait olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla iddia edildiği gibi Balkanlar’dan, Afrika’dan veya başka bir bölgeden ülkemize ulaşan sürü halinde bir çekirge istilası söz konusu değildir” denildi.

İstanbul’da tespit edilen türün ise tarımsal üretime zarar veren bir çekirge olmadığı, aksine tarımsal zararlılarla beslenerek biyolojik dengeye katkı sağlayan Beyaz yüzlü çalı çekirgesi (Decticus albifrons) olduğu açıklandı.

“Mücadele gerektirecek durum yok”

Bakanlık, açıklamasından şu ifdelere yer verdi: “Ülkemizde çok sayıda çekirge türü doğal olarak yaşamaktadır. İklim koşulları ve özellikle yumurtlama dönemlerine bağlı olarak, bazı türlerin popülasyonlarında dönemsel artışlar görülebilmekte; rüzgârın etkisiyle yerleşim alanlarına taşınabilmekte ve sıcak havalarda ışığa yönelmeleri nedeniyle vatandaşlarımız tarafından daha sık fark edilebilmektedir. Bu durum doğal bir süreç olup, bir istila anlamına gelmemektedir.”

Bakanlık olarak çekirge popülasyonlarının Yıllık Bitki Sağlığı Mücadele Programı kapsamında, 81 ilde görev yapan teknik ekipler tarafından düzenli olarak izlendiği kaydedilen açıklamada, son günlerdeki ihbarlar üzerine İstanbul ve Tekirdağ’daki çalışmaların ayrıca yoğunlaştırıldığı belirtildi.

“Tarımsal üretime zarar verebilecek türlerin ekonomik zarar eşiğine ulaşması halinde gerekli mücadele çalışmaları vakit kaybetmeden uygulanmaktadır” denilen açıklamada, mevcut durumda söz konusu mücadeleyi gerektirecek herhangi bir durum bulunmadığı ifade edildi.

Açıklamada, “Bakanlığımız, bitkisel üretimin korunmasına yönelik izleme, sürvey ve mücadele çalışmalarını bilimsel esaslar doğrultusunda gerçekleştirmeye devam edecektir” denildi.

Motorine yeni zam

Motorinin litre fiyatına 21 Temmuz tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 1,11 TL zam yapıldı.

ABD’nin yeniden başlattığı Hürmüz krizi uluslararası ürün fiyatlarının artışa geçmesine neden olurken, yurt içinde de akaryakıta yeni zamlar gelmeye devam ediyor.

Son olarak motorine yeni bir zam yapıldı. Motorinin litre fiyatına 21 Temmuz tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 1,11 TL zam gerçekleştirildi.

Son gelen zamla birlikte İstanbul Avrupa yakasında motorinin litre fiyatı 74,22 TL seviyesine yükseldi.

Benzin fiyatlarında ise değişiklik yaşanmadı.

ABD’nin saldırılarının yeniden başlamasıyla Temmuz başından bu yana motorinde 10 TL’ye varan zam yaşandı. Benzinin litre fiyatı da aynı dönemde 3 TL’yi aşan zam gördü.

Tarımsal girdi enflasyonu Mayıs’ta yüzde 0,44 arttı

Tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) Mayıs’ta aylık bazda yüzde 0,44 artarken, yıllık bazda yüzde 36,65 yükseldi.

28 Şubat’ta başlayan İran-İsrail-ABD savaşı ve ardından Hürmüz Boğazı’nda artan gerilimle birlikte Mart ve Nisan aylarında sert yükselişlere sahne olan Tarım-GFE, Mayıs’ta bölgede tansiyonun kısmen düşmesiyle birlikte ılımlı bir artış sergiledi.

 

Aylık yavaşlama büyük ölçüde enerji fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandı. Buna karşılık gübre fiyatları yıllık yüzde 63,56 yükseldi.

Tarım-GFE, Mayıs’ta aylık bazda yüzde 0,44 artarken, yıllık bazda yüzde 36,65 yükseldi.

Endekste, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 18,01 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 34,20 artış gerçekleşti.

Ana ruplarda bir önceki aya göre, tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 0,35 artış, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 1,04 artış gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 39,29 artış, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 21,52 artış gerçekleşti.

Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 63,56 artış ile gübre ve toprak geliştiriciler, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 4,39 azalış ile enerji ve yağlayıcılar oldu.

Öte yandan, yılın ilk beş ayında biriken yüzde 18,01’lik maliyet artışı, 2022 sonrasının en yüksek ocak-mayıs artışına işaret etti.

ABD’de motorin fiyatları yine kritik eşiğe geldi

ABD’de motorin fiyatları, Basra Körfezi’nde yeniden alevlenen çatışmalar ve azalan rafineri kapasitesinin etkisiyle galon başına 5 dolar sınırını bir kez daha aştı.

İran ile başlayan savaştan bu yana yüzde 33 oranında değer kazanan motorin fiyatlarındaki bu tırmanış, sanayiden lojistiğe kadar ABD’de geniş bir alanda yeni bir enflasyon dalgası tetikleme riski barındırıyor.

Amerikan otomobil kulübü AAA verilerine göre, ABD genelinde motorinin ortalama galon fiyatı bir önceki güne kıyasla 7 sentlik bir artış kaydederek 5,01 dolara ulaştı.

Enerji piyasalarını sarsan bu son yükseliş, İran ile yaşanan savaşın başlangıcından bu yana akaryakıt fiyatlarında toplamda yüzde 33’lük bir artış yaşandığını gösteriyor.

Motorin fiyatlarının ilk olarak Mart ayında Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcı olan 2022’den bu yana en yüksek seviyeyi görerek 5 dolar barajını aşması, Haziran ayında ABD ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmaları durdurmaya yönelik bir mutabakat zaptı imzalamasıyla geçici olarak sakinleşmiş ve fiyatlar 5 doların altına gerilemişti.

Ancak küresel petrol trafiğinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda, ABD ile İran arasında karşılıklı hava ve füze saldırılarının yeniden başlaması, deniz taşımacılığını neredeyse tamamen durma noktasına getirdi.

Pazartesi günü sert bir çıkış yapan ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden devreye alacağını açıklaması ve Körfez ülkelerinin boğazdan askeri koruma eşliğinde geçmesi karşılığında ABD’ye yatırım yapmaları gerektiği yönündeki iddiaları, jeopolitik risk primini en üst seviyeye taşıyarak fiyatlardaki bu yeni patlamayı doğrudan tetikledi.

Enflasyonist kırılma riski

Motorin fiyatlarındaki bu agresif yükseliş trendi, yalnızca akaryakıt istasyonlarıyla sınırlı kalmayıp küresel ekonominin genelinde çok daha derin bir domino etkisi yaratma potansiyeline sahip.

 

Benzinle çalışan binek araçların aksine motorin; ticari taşımacılık, ağır sanayi makineleri, tarım sektörü, demiryolları ve elektrik jeneratörleri gibi üretimin ve lojistiğin ana damarlarını oluşturan alanlarda birincil enerji kaynağı olarak kullanılıyor.

Ekonomistler, lojistik ve üretim maliyetlerinin bu derece keskin ve hızlı bir şekilde artmasının, nihai tüketici ürünlerine doğrudan zam olarak yansıyacağı konusunda uyarıyor.

Özellikle gıda, perakende ve inşaat sektörlerinde navlun ücretlerinin katlanması, dünya genelinde merkez bankalarının enflasyonla mücadele politikalarını zora sokabilir. Küresel piyasalar, Hürmüz Boğazı’ndaki fiziki gemi trafiğinin durumunu ve Washington ile Tahran hattındaki askeri hareketliliği yakından takip etmeye devam ediyor.

EPDK’dan yeni lisans ve sonlandırma kararı

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), elektrik, petrol ve sıvılaştırılmış petrol gazları (LPG) piyasalarında faaliyet gösterecek 37 şirkete lisans verdi, 7 şirketin lisansını sonlandırdı.

Buna göre, elektrik piyasasında faaliyet göstermek üzere 18 şirkete üretim, 2 şirkete tedarik, 1 organize sanayi bölgesine (OSB) dağıtım ve 1 şirkete şarj ağı işletmeci lisansı verildi.

Kurum ayrıca aynı piyasada faaliyet gösteren 9 şirketin üretim lisansının yeniden yürürlüğe girmesini kararlaştırırken, 2 şirketin üretim lisansı ile 1 şirketin tedarik lisansını sona erdirdi.

Petrol piyasasında 3 şirkete 15 yıl süreli ihrakiye teslimi lisansı verildi.

LPG piyasasında ise 3 şirkete LPG depolama lisansı verildi. Aynı piyasada 4 dağıtıcı lisansı sona erdirilirken, 1 şirketin LPG depolama lisansının süresi uzatıldı.

Rus rafinerilerinde üretim 21 yılın en düşük seviyesinde

Rusya’nın rafineri işleme hacmi, Ukrayna’nın düzenlediği bir dizi saldırı sonrası 21 yılın en düşük seviyesine indi. İşlem hacminin düşmesi ülkedeki yakıt sıkıntısını derinleştirdi ve küresel piyasayı daha da sıkıştırdı.

EA Analytics tarafından derlenen verilere göre, ham petrol işleme oranları Temmuz başından bu yana günlük ortalama 3,91 milyon varil olarak gerçekleşti. Gerçekleşen bu seviye, Mart 2005’ten bu yana görülen en düşük seviye. Veriler, bu sayının bir yıl önceki ortalamadan 1,4 milyon varilden daha düşük olduğunu gösteriyor.

Üretimdeki düşüş, daha önce getirilen benzin ve uçak yakıtı sevkiyatlarına yönelik kısıtlamalara ek olarak, Temmuz ayı sonuna kadar motorin ihracatının büyük bir kısmının yasaklanmasına yol açtı. Önemli küresel tedarikçiden gelen motorin arzındaki kesinti, Orta Doğu’daki akışlardaki aksaklıklar nedeniyle zaten daralmış olan piyasada fiyatları son yılların en yüksek seviyelerine çıkardı.

Rusya, rafineri faaliyetlerine ilişkin resmi istatistiklerini gizli olarak sınıflandırdı. Bu durum, sektördeki hasara ilişkin bağımsız değerlendirmelerin yapılmasını zorlaştırıyor.

 

Danışmanlık şirketi Energy Aspects’in bir birimi olan EA Analytics, petrol sahaları ve depolama tanklarının uyduyla izlenmesinden gerçek zamanlı kargo akışlarına kadar ham petrol tedarik zincirinin tamamını takip ederek rafinerilerin çalışma kapasitelerini tahmin ediyor.

Bloomberg’in her iki ülkenin kamuoyuna yaptığı açıklamaları derlediği verilere göre, son 100 gün içinde Ukrayna güçleri, Rusya’nın yakıt üretim tesislerine yaklaşık 50 saldırı düzenledi ve çoğunluğu ülkenin önde gelen petrol üreticileriyle bağlantılı olan 34 büyük rafineriden en az 24’ünü vurdu.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) cuma günü yayımladığı bir raporda, Mayıs ayının başından bu yana “Ukrayna’nın şiddetli saldırı dalgası”nın Rusya’nın rafineri kapasitesinin yarısından fazlasını etkilediğini belirtti. Paris merkezli ajans, Rus tesislerinin Haziran ayında günde 3,8 milyon varil işlediğini tahmin ediyor ve bu rakam, bir yıl öncesine göre günde 1,6 milyon varil daha düşük.

Kiev, Kremlin’i müzakere masasına oturtmak amacıyla Rus enerji altyapısına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Ukrayna’nın insansız hava araçları artık Ukrayna sınırından kilometrelerce uzak mesafeye ulaşabiliyor ve bu ay Omsk bölgesindeki Rusya’nın en büyük petrol rafinerisini vurdu.

Hedef Yatırım Bankası’nda saklama hizmetlerinde yeni dönem

Hedef Yatırım Bankası, portföy yönetim şirketlerinin operasyonel yükünü azaltmak ve süreçleri şeffaf hale getirmek amacıyla dijital saklama bankacılığı altyapısını ve otomasyon çözümlerini hayata geçirdi.

Banka, bu teknolojik dönüşümle birlikte 2027 yılına kadar hizmet verdiği şirket sayısını en az 20’ye çıkarmayı ve sermaye piyasalarının tabana yayılmasını desteklemeyi hedefliyor.

RELATED ARTICLES

Bir Cevap Yazın

- Advertisment -
Gönyeli Belediyesi

Most Popular

Recent Comments

Lefke Haber TV sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin