TRAVMA, KAYIP VE YAS SÜRECİNE PSİKOLOJİK BİR BAKIŞ

0
18

TRAVMA, KAYIP VE YAS SÜRECİNE PSİKOLOJİK BİR BAKIŞBir geminin alabora olması ve bunun sonucunda yaşanan can kayıpları, kayıplar ve belirsizlikler yalnızca fiziksel bir afet ya da kaza olarak değerlendirilmemelidir. Bu tür olaylar aynı zamanda bireylerin psikolojik bütünlüğünü tehdit eden, yoğun stres ve travma tepkilerini tetikleyebilen toplumsal krizlerdir. Özellikle yakınlarının akıbeti henüz kesinleşmemiş olan aileler açısından süreç çok daha karmaşık bir psikolojik boyut taşımaktadır. Çünkü bu kişiler yalnızca bir kayıp ihtimaliyle değil, aynı zamanda belirsizlikle yaşamaktadır. Bu durum, yas sürecinin başlamasını güçleştiren ve psikolojik yükü artırabilen önemli bir etkendir.

Psikolojik travma, bireyin baş etme kapasitesini aşan, yoğun korku, çaresizlik veya tehdit duygusu yaratan olaylar sonucunda ortaya çıkabilen psikolojik bir süreçtir. Ani ölümler, ciddi kazalar, doğal afetler ve yakınların beklenmedik biçimde kaybedilmesi travmatik yaşantılar arasında değerlendirilebilir. Ancak travmanın etkisi yalnızca olay sırasında fiziksel olarak orada bulunan kişilerle sınırlı değildir. Yakınını kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kalan aile üyeleri, kurtarma çalışmalarını takip eden kişiler ve olayın sonuçlarına doğrudan ya da dolaylı biçimde maruz kalan bireyler de yoğun psikolojik stres yaşayabilmektedir.

Belirsiz Kayıp Yani Yasın Askıda Kalması:

Bu olayın aileler açısından en zorlayıcı boyutlarından biri, bazı kişilerin akıbetlerinin henüz kesin olarak bilinmemesidir. Psikoloji literatüründe belirsiz kayıp, kişinin fiziksel olarak bulunmaması ancak kaybın kesinliğinin veya niteliğinin netleşmemesi durumunu ifade eden önemli bir kavramdır. Belirsiz kayıp, geleneksel yas süreçlerinden farklıdır çünkü ölüm kesinleştiğinde birey zaman içerisinde kaybın gerçekliğiyle yüzleşebilir ve yas sürecini bu gerçeklik üzerinden sürdürebilir. Ancak kişi kayıpsa, aile aynı anda hem umut hem de kayıp korkusu yaşayabilir. Bu durum psikolojik açıdan son derece zorlayıcıdır çünkü aile bireyi bir taraftan “Belki bulunacak, belki hayatta” düşüncesine tutunurken, diğer taraftan en kötü ihtimali düşünmek zorunda kalabilir. Dolayısıyla kişi ne tamamen yas tutabilir ne de yaşamını olağan biçimde sürdürebilir. Yas ertelenmiş değildir; ancak kesinlik olmadığı için askıda kalmıştır. Bu nedenle ailelerin yaşadığı yoğun kaygı, öfke, çaresizlik, sürekli haber takip etme, uyku problemleri veya aynı düşüncelerin tekrar tekrar zihne gelmesi gibi tepkiler yalnızca “aşırı hassasiyet” olarak değerlendirilmemelidir. Bunlar travmatik belirsizlik karşısında ortaya çıkabilecek psikolojik tepkiler olabilir.

Travma Sonrası Zihnimiz:

Travmatik olaylar, bireyin güvenlik algısını önemli ölçüde sarsabilir. Özellikle ani ve öngörülemeyen olaylarda kişi dünyayı eskisi kadar güvenli ve öngörülebilir algılayamayabilir. Kayıp yakınları açısından ise bu durum sürekli bir tetikte olma hâline dönüşebilir. Telefonun çalması, yeni bir açıklamanın yapılması, sosyal medyada yayılan bir bilgi veya herhangi bir haber, kişide yeniden yoğun kaygı yaratabilir.

Zihin sürekli olarak aynı soruların cevaplarını arayabilir:

“Bulundu mu?”

“Hayatta olabilir mi?”

“Şimdi ne olacak?”

“Bir haber gelecek mi?”

Bu nedenle travmatik olayların ardından bilgiye erişim son derece önemlidir. Ancak burada kritik nokta, bilginin doğru, güvenilir, düzenli ve kontrollü biçimde aktarılmasıdır. Belirsizliği azaltmaya yönelik her güvenilir bilgi psikolojik açıdan destekleyici olabilirken, doğrulanmamış haberler ve spekülasyonlar travmatik stresi daha da artırabilir.

AİLELERE NASIL YAKLAŞILMALI?

Böylesi bir süreçte ailelerle iletişim kurarken temel amaç onların yaşadığı duyguyu ortadan kaldırmak değil, bu duyguyla baş etmelerine yardımcı olmaktır. Toplumda sıklıkla kullanılan “Güçlü olmalısın”, “Kendini toparla”, “Sabret”, “Her şeyin bir nedeni vardır” gibi ifadeler iyi niyet taşısa da bireyin yaşadığı duygunun geçersizleştirilmesine neden olabilir. Travmatik yas yaşayan bir bireyin ağlaması, öfkelenmesi, sessizleşmesi veya zaman zaman hiçbir şey hissedememesi patolojik olarak değerlendirilmemelidir. Travma sonrasında bireylerin tepkileri birbirinden farklı olabilir.

Bu nedenle ailelere yaklaşımda duygusal doğrulama önem taşımaktadır.

“Yaşadıklarının çok ağır olduğunu biliyorum.”

“Buradayım ve seni dinleyebilirim.”

“Bu süreçte yalnız değilsin.” gibi ifadeler, kişinin yaşadığı duygunun kabul edildiğini hissettirebilir.

Bunun yanında ailelerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik somut destek de psikososyal açıdan önemlidir. Beslenme, uyku, güvenli bir ortam, yakınların desteği ve doğru bilgiye ulaşabilme gibi temel ihtiyaçların desteklenmesi, travmatik süreçle baş etme kapasitesini güçlendirebilir.

SOSYAL MEDYANIN SORUMLULUĞU

Günümüzde travmatik olayların psikolojik etkilerini artırabilen önemli faktörlerden biri de sosyal medyadır. Doğrulanmamış bilgilerin paylaşılması, kayıp kişilere ilişkin spekülasyonların yayılması, olay görüntülerinin kontrolsüz biçimde dolaşıma sokulması ve ailelerin mahremiyetinin ihlal edilmesi, mevcut travmanın daha da ağırlaşmasına neden olabilir. Özellikle aileler açısından kişinin yakınının görüntülerine, hakkında doğrulanmamış haberlere veya ölüm ihtimalini kesinmiş gibi sunan paylaşımlara maruz kalması ikincil bir travmatik deneyim yaratabilir. Bu nedenle kriz dönemlerinde yalnızca yetkili kurumların değil, medya kuruluşlarının ve bireysel sosyal medya kullanıcılarının da etik ve psikolojik sorumluluk taşıdığı unutulmamalıdır.

Her bilgi paylaşılmak zorunda değildir. Her görüntünün kamuoyuna sunulması gerekli değildir. Özellikle kayıp yakınlarının mahremiyeti, haber alma hakkı ile birlikte değerlendirilmelidir.

 PSİKOSOSYAL DESTEK NEDEN ÖNEMLİDİR?

Böylesi kitlesel travmalarda psikolojik destek yalnızca olaydan hemen sonra sunulacak bir hizmet olarak görülmemelidir. Travmanın psikolojik etkileri zaman içerisinde farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. İlk dönemde şok, yoğun kaygı, ağlama, öfke, uyuşukluk, uyku bozuklukları veya olayın gerçekliğini kabul etmekte zorlanma görülebilir. İlerleyen dönemde ise travmatik anıların zihinde tekrar tekrar canlanması, kaçınma davranışları, aşırı tetikte olma, yoğun suçluluk veya işlevsellikte belirgin düşüş gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle ailelerin yalnızca arama-kurtarma sürecinde değil, sonrasında da psikososyal destek sistemleriyle takip edilmesi önemlidir. Özellikle ölüm veya kayıp kesinleştiğinde ailelerin yas sürecinin desteklenmesi, travmatik yas belirtilerinin değerlendirilmesi ve ihtiyaç duyulan durumlarda psikolojik veya psikiyatrik yardımın sağlanması gerekir.

TOPLUM OLARAK NASIL BİR TUTUM SERGİLEMELİYİZ?

Böylesi bir olay karşısında toplumun göstereceği dayanışma son derece değerlidir. Ancak dayanışmanın niteliği de en az kendisi kadar önemlidir. Aileleri sürekli arayarak bilgi istemek, sosyal medyada duyduklarımızı onlara aktarmak veya “Artık kabullenmeleri gerekiyor” şeklinde yorumlarda bulunmak destek değildir. Gerçek destek; ailelerin sınırlarına saygı göstermek, doğru bilgiye ulaşmalarını sağlamak, ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmak ve yaşadıkları duygulara alan açmaktır.

Çünkü yasın bir takvimi yoktur.

Travmanın da herkes için aynı şekilde ilerleyen bir seyri bulunmamaktadır.

Bir insanın birkaç gün içerisinde toparlanmasını beklemek, psikolojik iyileşmenin doğasına aykırıdır.

Sonuç olarak… Bu olayın ardından yalnızca “kaç kişi hayatını kaybetti?” sorusunu değil, “Hayatta kalanlar ve kayıp yakınları bundan sonra bu travmayla nasıl yaşayacak?” sorusunu da sormamız gerekiyor. Çünkü bazı insanlar için olay, geminin battığı anda sona ermeyecektir. Aksine psikolojik mücadele belki de o andan sonra başlayacaktır. Özellikle akıbeti bilinmeyen yakınlarını bekleyen aileler için yaşanan süreç, ölüm ile umut arasında sıkışmış son derece ağır bir belirsizlik deneyimidir. Bu nedenle onların acısını hızlandırmaya, susturmaya veya ortadan kaldırmaya çalışmak yerine; bilimsel temelli psikososyal destek, doğru ve düzenli bilgilendirme, mahremiyete saygı ve toplumsal dayanışma sağlanmalıdır. Çünkü travma karşısında insanın her zaman güçlü olması beklenemez. Bazen insanın ihtiyacı olan şey güvende olduğunu hissetmek ve bu ağır süreci yalnız yaşamadığını bilmektir.

Bir Cevap Yazın