OKULA DÖNÜŞ
Okulların açılması, çocuklar açısından yalnızca yeni bir eğitim döneminin başlaması anlamına gelmez. Aynı zamanda uyku ve beslenme düzeninin değişmesi, sosyal çevrenin yeniden şekillenmesi, akademik sorumlulukların artması ve aileden bağımsız geçirilen zamanın çoğalması anlamına gelir. Bu nedenle okula dönüş süreci, çocuklar için olduğu kadar ebeveynler açısından da psikolojik bir uyum dönemidir.
Özellikle uzun bir tatilin ardından yeniden okul rutinine geçmek bazı çocuklarda heyecan ve merak yaratırken, bazı çocuklarda kaygı, isteksizlik, huzursuzluk ve ayrılma güçlüğü görülebilir. Burada önemli olan, çocuğun yaşadığı duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışmak değil, öncelikle o duygunun anlaşılmasına alan açmaktır.
Ayrıca “Okula gitmek istemiyorum” her zaman tembellik değildir. Bir çocuğun okula gitmek istememesi, çoğu zaman yalnızca “sorumluluktan kaçma” olarak değerlendirilmemelidir. Çocuk yeni öğretmeniyle, arkadaşlarıyla, akademik beklentilerle, sınavlarla veya başarısız olma düşüncesiyle ilgili kaygı yaşayabilir. Özellikle daha önce okulda zorbalık, dışlanma, başarısızlık, öğretmenle çatışma veya yoğun performans baskısı yaşamış çocuklarda okula dönüş kaygısı daha belirgin olabilir.
Bu nedenle ebeveynin; “Abartıyorsun.” “Korkacak ne var?” “Herkes okula gidiyor.” “Büyüdün artık, ağlama.” gibi ifadeler kullanması, çocuğun yaşadığı duyguyu küçümsemesine ve duygularını paylaşmaktan uzaklaşmasına neden olabilir.
Bunun yerine;
“Okula yeniden başlayacağın için biraz kaygılı olduğunu fark ediyorum.”
“İstersen seni endişelendiren şeyleri birlikte konuşabiliriz.”
“İlk günlerde zorlanman normal, birlikte alışacağız.” gibi ifadeler çocuğa hem anlaşılma hem de güven duygusu verir.
PEKİ EBEVEYNİN KAYGISI ÇOCUĞA NASIL YANSIR?
Okula dönüş sürecinde yalnızca çocukların değil, ebeveynlerin de kaygıları olabilir. Çocuğunun başarılı olup olmayacağı, arkadaş ilişkileri, öğretmeniyle uyumu, derslerde zorlanıp zorlanmayacağı veya okulda güvende olup olmadığı konusunda endişelenen ebeveynler zaman zaman farkında olmadan çocuk üzerinde baskı oluşturabilir.
Çocuklar, ebeveynlerinin yalnızca söylediklerini değil, duygusal tepkilerini de gözlemler.
Ebeveyn sürekli olarak;
“Bu sene çok çalışman lazım.”
“Notların düşmesin.”
“Arkadaşların senden daha başarılı olmasın.”
“Öğretmenin seni beğensin.” gibi başarı odaklı mesajlar verdiğinde çocuk okulun öğrenme ve gelişme alanından çok, sürekli değerlendirilmesi gereken bir performans alanı olduğunu düşünebilir. Oysa çocuğun ihtiyacı yalnızca başarı beklentisi değil, güvenli bir psikolojik alan hissetmektir. Ayrıca ilk günlerde de mükemmel düzen beklemeyin:
Tatil döneminde geç yatmaya ve geç kalkmaya alışan bir çocuğun bir anda okul düzenine geçmesini beklemek gerçekçi olmayabilir. Uyku saatlerinin kademeli olarak düzenlenmesi, sabah hazırlığının önceden planlanması ve okul çantasının birlikte hazırlanması çocuğun kontrol duygusunu artırabilir.
Çocuğun sürece küçük kararlarla katılması da önemlidir.
“Çantanı ben hazırlayayım.” yerine,
“Çantanı hazırlarken birlikte kontrol edelim, neleri kendin koymak istersin?” demek, çocuğun sürecin pasif bir alıcısı değil, aktif bir parçası olduğunu hissetmesini sağlar.
Çocuğu başka çocuklarla kıyaslamayın !!!
Okul döneminin başlamasıyla birlikte akademik başarı, sosyal beceriler ve davranışlar üzerinden kıyaslamalar da artabilir.
“O senden küçük ama okuması daha iyi.”
“Arkadaşın senden daha düzenli.”
“Kardeşin senin yaşındayken bunları yapabiliyordu.” gibi ifadeler kısa vadede çocuğu motive ediyor gibi görünse de uzun vadede yetersizlik ve değersizlik duygularını güçlendirebilir.
Çocuğun gelişimi başka bir çocuğun performansıyla değil, kendi gelişim süreciyle değerlendirilmelidir.
Okul başarısı çocuğun değerini belirlemez. Bunu da unutmamak gerekir.
Çocukların akademik performansı elbette önemlidir; ancak bir çocuğun aldığı not ile sahip olduğu değer birbirinden ayrılmalıdır.
Bir sınavdan düşük not almak, çocuğun “başarısız bir çocuk” olduğu anlamına gelmez. Bir derste zorlanmak, onun yetersiz olduğunu göstermez.
Ebeveynin mesajı şu olmalıdır: “Başarını önemsiyorum ama seni yalnızca başarın üzerinden değerlendirmiyorum.” Bu yaklaşım, çocuğun hata yapma ve yeniden deneme konusunda daha sağlıklı bir psikolojik esneklik geliştirmesine yardımcı olur.
Çocuğa sadece “Bugün ne yaptın?” diye sormayın. Okuldan eve gelen çocuğa her gün yalnızca “Bugün kaç aldın?”, “Ödevin var mı?” veya “Öğretmenin ne dedi?” diye sormak, iletişimi zamanla yalnızca akademik başarı etrafında şekillendirebilir.
Bunun yerine;
“Bugün seni en çok ne güldürdü?”
“Canını sıkan bir şey oldu mu?”
“Bugün kendinle ilgili fark ettiğin bir şey var mı?”
“Bir arkadaşınla güzel bir şey yaşadın mı?” gibi sorular çocuğun yalnızca akademik yaşamını değil, duygusal dünyasını da paylaşmasına yardımcı olur.
Son olarak belki de en önemlisi: Çocuğunuzun yanında olun, onun yerine yaşamayın
Ebeveynin görevi çocuğun karşılaşacağı bütün zorlukları ortadan kaldırmak değildir. Asıl amaç, çocuğun zorluklarla karşılaştığında bunlarla baş edebileceğine dair güven geliştirmesine yardımcı olmaktır.
Her problemi çocuk adına çözmek yerine, bazı durumlarda ona rehberlik etmek daha sağlıklıdır.
“Bunu ben hallederim.” yerine,
“Bu durumda ne yapabileceğini birlikte düşünebiliriz.” demek, çocuğun problem çözme becerisini ve öz yeterlilik duygusunu destekler.
Okula dönüş döneminde çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey kusursuz bir ebeveyn değildir. Onu dinleyen, duygularını küçümsemeyen, gerektiğinde sınır koyan ve zorlandığında yanında olduğunu hissettiren bir ebeveyndir.
Yeni eğitim yılı; yalnızca yeni kitapların, defterlerin ve derslerin başlangıcı değildir. Çocukların kendilerini tanıdığı, hata yaptığı, yeniden denediği, arkadaşlıklar kurduğu ve yaşam becerileri geliştirdiği yeni bir dönemdir.
Bu nedenle çocuklara yalnızca “Başarılı ol.” demek yerine, “Elinden geleni yap. Zorlandığında yardım isteyebilirsin. Hata yapabilirsin ve ne olursa olsun, bunu birlikte aşabiliriz.” mesajını verebilmek, belki de onlara verebileceğimiz en değerli okul başlangıcı hediyesidir.
