Home BİLİM-TEKNOLOJİ “ŞAKAYDI HOCAM”: AKRAN ZORBALIĞINDA ASIL GÖRMEDİĞİMİZ NE?

“ŞAKAYDI HOCAM”: AKRAN ZORBALIĞINDA ASIL GÖRMEDİĞİMİZ NE?

0

“ŞAKAYDI HOCAM”: AKRAN ZORBALIĞINDA ASIL GÖRMEDİĞİMİZ NE?

Uzman Spor Psikolog GÖZDE ACARAY

“Şaka yaptık.”

Belki de akran zorbalığı konuşulurken en sık duyduğumuz cümlelerden biri bu.

Bir çocuğun lakabıyla dalga geçiliyor.

Bir diğeri sınıfın WhatsApp grubundan özellikle çıkarılıyor.

Birinin fotoğrafı izinsiz çekilip paylaşılıyor.

Başka bir çocuk teneffüste sürekli oyunun dışında bırakılıyor.

Ve bir yetişkin duruma müdahale ettiğinde cevap geliyor:

“Ama biz şakalaşıyorduk.”

Peki şakanın bittiği, zorbalığın başladığı yeri gerçekten biliyor muyuz?

Her tartışma, her kavga ya da çocuklar arasındaki her anlaşmazlık akran zorbalığı değildir. Zorbalığı sıradan bir akran çatışmasından ayırırken; kasıtlı zarar verme, gerçek ya da algılanan güç dengesizliği ve davranışın tekrarlanması ya da tekrarlanma potansiyeli gibi özelliklere bakıyoruz.

Fakat psikolojik açıdan üzerinde durmamız gereken başka bir soru daha var:

Bir çocuk neden başka bir çocuğu küçülttüğünde kendisini daha güçlü hissedebilir?

Bazen mesele yalnızca öfke değildir

Bir sınıf düşünelim.

Bir öğrenci arkadaşına herkesin içinde küçümseyici bir lakap takıyor. Sınıftan birkaç kişi gülüyor.

Ertesi gün aynı şeyi yeniden yapıyor.

Yine gülüyorlar.

O çocuk o anda yalnızca başka bir çocuğu incitmiyor olabilir. Aynı zamanda davranışının sosyal çevrede nasıl karşılık bulduğunu da öğreniyor:

“Bunu yaptığımda insanlar bana bakıyor.”

İlgi görebiliyor. Grubu güldürebiliyor. Kendini güçlü veya görünür hissedebiliyor. Bazı durumlarda kendi güvensizliğini birkaç dakika için görünmez hale getiriyor da olabilir.

Tam da bu nedenle yalnızca zorbalığa maruz kalan çocuğa “kendini savunmayı” öğretmek yeterli değildir.

Zorbalık davranışı gösteren çocuğa yalnızca “Bir daha yapma!” demek de yeterli olmayabilir.

Çünkü davranışı o an durdurmuş olabiliriz; fakat o davranışın çocuk için ne işe yaradığını henüz anlamamış olabiliriz.

Çocuğun yalnızca neyi yapmaması gerektiğini değil; öfkesini nasıl düzenleyeceğini, sınırlarını nasıl ifade edeceğini, çatışmayı nasıl yöneteceğini ve güç kullanmadan akran grubunun içerisinde nasıl var olabileceğini de öğrenmesi gerekir.

Bir de çoğu zaman gözden kaçırdığımız çocuklar var

Akran zorbalığı denildiğinde zihnimizde genellikle iki kişi beliriyor:

Zorbalık davranışı gösteren çocuk ve zorbalığa maruz kalan çocuk.

Oysa sınıfta üçüncü bir grup daha vardır.

İzleyen çocuklar.

Gülen çocuk.

Görüp kafasını çeviren çocuk.

Videoyu çeken çocuk.

Yanlış olduğunu bildiği halde sessiz kalan çocuk.

Ancak burada onları da hemen suçlamak doğru değildir.

Çünkü izleyen çocuk da korkabilir:

“Onu savunursam sıra bana gelir mi?”

“Beni de dışlarlar mı?”

“Arkadaş grubumu kaybeder miyim?”

Bu yüzden bir çocuğa yalnızca “Arkadaşını savun.” demek kulağa doğru gelse de tek başına yeterli değildir.

Çocuğa nasıl davranabileceğini de öğretmemiz gerekir.

Her çocuk fiziksel olarak araya girmek ya da zorbalık davranışı gösteren kişiyle doğrudan karşı karşıya gelmek zorunda değildir.

Gülmemek de bir tepkidir.

Videoyu çekmemek ve paylaşmamak da.

Maruz kalan arkadaşının daha sonra yanına gitmek de.

Güvendiği bir yetişkine haber vermek de.

“Bu komik değil.” diyebilmek de.

Çünkü seyircinin tepkisi zorbalığı bazen besleyebilir, bazen de gücünü azaltabilir.

“Sen de kendini savunsaydın” demeden önce…

Belki de yetişkinlerin en dikkatli olması gereken noktalardan biri burası.

Çocuk eve gelip yaşadığı bir olayı anlattığında, çoğu zaman onu güçlendirmek amacıyla şöyle söyleyebiliyoruz:

“Sen niye bir şey söylemedin?”

“Sen de karşılık verseydin.”

“Biraz güçlü ol.”

“Takma kafana.”

Bunlar çoğu zaman kötü niyetle söylenen cümleler değildir.

Ancak çocuk bizim vermek istediğimiz mesajdan çok farklı bir mesaj duyabilir:

“Demek ki başıma geleni engelleyemediğim için sorun bende.”

Oysa o anda çocuğun ilk ihtiyacı çözüm üretmekten önce güvende olduğunu hissetmek olabilir.

“Bunu bana anlatman iyi oldu.”

“Bununla tek başına uğraşmak zorunda değilsin.”

“Birlikte ne yapabileceğimize bakalım.”

Bazen yetişkinin kurduğu birkaç cümle, çocuğun yaşadığı olayı anlamlandırma biçiminde önemli bir fark yaratabilir.

Çünkü çocuk yardım istediğinde karşısında onu küçümsemeyen, suçlamayan ve dinleyen bir yetişkin bulduğunda yalnızca yaşadığı olayla ilgili destek almaz.

Aynı zamanda şunu da öğrenir:

“Bir şey olduğunda yardım isteyebilirim.”

Zorbalık artık okul kapısında bitmiyor

Bugünün çocukları için okuldan çıkmak, her zaman akran grubundan çıkmak anlamına gelmiyor.

Sınıfta başlayan bir dışlanma akşam mesajlaşma gruplarında, sosyal medyada veya çevrimiçi oyunlarda devam edebiliyor.

Bir fotoğraf izinsiz paylaşılabiliyor.

Bir mesajın ekran görüntüsü alınabiliyor.

Bir çocuk saniyeler içerisinde çok daha geniş bir grubun hedefi haline gelebiliyor.

Bu nedenle siber zorbalığın en zor taraflarından biri, çocuğun kendisini güvende hissettiği alanlara da ulaşabilmesidir.

Eskiden okuldan eve dönmek en azından fiziksel olarak okul ortamından uzaklaşmak anlamına gelebiliyordu.

Bugün ise telefon çocuğun cebindeyken akran grubu da onunla birlikte eve gelebiliyor.

Dolayısıyla yalnızca;

“Bugün okulda ne yaptın?” diye sormak bazen yeterli olmayabilir.

Belki zaman zaman başka bir soru sormamız gerekiyor:

“Bugün kendini nerede rahatsız, dışlanmış ya da yalnız hissettin?”

Çocuğu değil, davranışı konuşalım

Burada kullandığımız dil de önemli.

“Zorba çocuk.”

“Problemli çocuk.”

“Mağdur çocuk.”

Çocuklara yapıştırdığımız etiketler bazen değiştirmeye çalıştığımız davranışlardan daha uzun süre yaşayabilir.

Bir çocuk zorbalık davranışı gösterebilir ve bu davranışın açık biçimde sınırlandırılması gerekir. Gerektiğinde uygun sonuçları da olmalıdır.

Ancak bir davranışı sınırlandırmak ile çocuğun bütün kimliğini o davranış üzerinden tanımlamak aynı şey değildir.

Çünkü hedefimiz yalnızca cezalandırmak değil, davranışın değişmesini sağlamak olmalıdır.

Aynı şekilde zorbalığa maruz kalan çocuğu sürekli “mağdur” kimliğiyle tanımlamak da çocuğun bütün hikâyesini yaşadığı olayın içerisine sıkıştırabilir.

Çocuk yaşadığı zorbalıktan çok daha fazlasıdır.

Peki güvenli okul ne demek?

Belki de akran zorbalığı konuşurken bazen yanlış soruyu soruyoruz.

“Çocuklarımız neden böyle oldu?”

yerine başka bir soruyla başlamamız gerekebilir:

“Çocuklarımız bir şey yaşadığında bize gelebilecek kadar güvende hissediyor mu?”

Çünkü güvenli okul; hiç tartışmanın olmadığı, çocukların hiç öfkelenmediği, kimsenin hata yapmadığı ve herkesin sürekli birbirini sevdiği bir yer değildir.

Böyle bir ortam zaten gerçekçi değildir.

Güvenli okul; bir çocuk sınırı aşıldığında bunu söyleyebildiğinde, başka bir çocuk yaptığı davranışın sonucunu görüp farklı davranmayı öğrenebildiğinde, izleyen çocuk “Ben buna katılmak zorunda değilim.” diyebildiğinde, ve çocuk yardım istediğinde karşısında gerçekten onu dinleyen bir yetişkin bulabildiğinde oluşur.

Bu nedenle akran zorbalığı yalnızca iki çocuğun problemi değildir.

Bir grubun, bir sınıfın ve bazen bir okulun ilişki kültürüyle ilgilidir.

Çözüm de yalnızca zorbalığa maruz kalan çocuğu güçlendirmek veya zorbalık davranışı gösteren çocuğu cezalandırmak değildir.

Zorbalığa maruz kalan çocuğu korumak, zorbalık davranışını sınırlandırmak, davranışın altında çalışan mekanizmaları anlamak, izleyen çocuklara seçenekler öğretmek ve yetişkinleri güvenilir bir başvuru noktası haline getirmek gerekir.

Çünkü bazen bir çocuğun yaşadığı zorbalığın yönünü değiştiren şey çok büyük bir müdahale olmayabilir.

Yanında duran başka bir çocuğun söylediği küçücük bir cümle olabilir:

“Bu komik değil.”

Ve bazen psikolojik güven tam olarak o cümleyle başlar.

 

 

 

 

 

NO COMMENTS

Bir Cevap YazınCevabı iptal et

Lefke Haber TV sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Exit mobile version