Home SPOR GENEL SPOR HABERLERİ ANTRENÖRÜN YÜKÜNÜ KİM GÖRÜYOR?

ANTRENÖRÜN YÜKÜNÜ KİM GÖRÜYOR?

0

ANTRENÖRÜN YÜKÜNÜ KİM GÖRÜYOR?

GÖZDE ACARAY – Spor Psikoloğu

Herkes antrenörden bir şey bekliyor. Peki antrenör bütün bu beklentilerin arasında kendi psikolojisini nasıl yönetiyor?

Bir futbol maçında alınan mağlubiyetin ardından gözler çoğunlukla antrenöre çevrilir. Yapılan oyuncu değişiklikleri, tercih edilen oyun sistemi, sahaya sürülmeyen futbolcular ve kaçırılan fırsatlar tartışılır.

Yönetim galibiyet bekler. Taraftar başarı ister. Sporcular kendilerine fırsat verilmesini bekler. Özellikle altyapılarda veliler, çocuklarının ne kadar süre oynadığıyla ilgilenir.

Bütün bu beklentilerin ortasında antrenörden yalnızca teknik ve taktik kararlar vermesi değil; takımını motive etmesi, oyuncular arasındaki çatışmaları yönetmesi, gelişimlerini takip etmesi ve zor anlarda soğukkanlı kalması da beklenir.

Ancak çoğu zaman gözden kaçırılan bir soru vardır:

Sürekli başkalarının duygularını yönetmesi beklenen bir antrenör, kendi duygularıyla ne yapıyor?

Baskı, saha kenarındaki davranışları nasıl etkiliyor?

Antrenörler de kaygı, öfke, hayal kırıklığı ve yetersizlik hissi yaşayabilir. Bu duyguların varlığı tek başına bir sorun değildir. Asıl önemli olan, duyguların karar verme süreçlerini ve sporcularla kurulan iletişimi nasıl etkilediğidir.

Örneğin, yönetimden yoğun baskı gören bir antrenör düşünelim.

Maç sırasında oyuncusu üst üste iki pas hatası yapıyor. Antrenörün ilk tepkisi, “Bunu kaç kere söyleyeceğim?” şeklinde olabilir.

Ancak burada durup düşünmek gerekir.

Antrenör gerçekten oyuncunun yaptığı hataya mı tepki vermektedir, yoksa gün boyunca biriken baskı da bu tepkinin şiddetini artırmakta mıdır?

Spor psikolojisi açısından bu ayrım önemlidir. Çünkü oyuncunun ihtiyaç duyduğu şey, antrenörün biriken öfkesini taşıması değil; bir sonraki pozisyonda neyi farklı yapabileceğini anlayabilmesidir.

“Bunu kaç kere söyleyeceğim?” yerine, “Topu almadan önce çevreni kontrol et” demek, oyuncuya uygulanabilir bir görev sunar.

İyi bir geri bildirim, yalnızca hatayı göstermez; sporcunun bir sonraki davranışına da yön verir.

Her beklentiye aynı anda cevap vermek mümkün mü?

Antrenörün karşılaştığı bir diğer zorluk, farklı kişilerin birbirinden farklı beklentilerini yönetmektir.

Örneğin bir veli, maçın hemen ardından çocuğunun neden oynatılmadığını sorabilir. Antrenör de o an yaşadığı gerginlikle kendisini savunmaya çalışabilir.

Oysa böyle bir görüşmenin maç sonundaki yoğun duygularla yürütülmesi, iletişimi daha da zorlaştırabilir.

Burada daha işlevsel bir yaklaşım, görüşme için ayrı bir zaman belirlemektir.

Çocuğun gelişim alanları, üzerinde çalışılması gereken beceriler ve yeniden değerlendirme süreci somut biçimde konuşulabilir. Elbette bu yaklaşım, yaş grubuna uygun katılım ve gelişim ilkeleriyle birlikte ele alınmalıdır.

Böylece tartışmanın odağı yalnızca oynama süresi olmaktan çıkar; sporcunun gelişimine yönelir.

Benzer bir yaklaşım yönetimle kurulan iletişimde de önemlidir.

Galibiyet elbette sportif hedeflerden biridir. Ancak antrenörün kontrol edebildiği her şey maçın sonucu değildir.

Takımın savunma organizasyonu, top kaybı sonrasındaki reaksiyonu, oyuncuların görevlerini uygulama düzeyi veya sezon içindeki gelişimi de değerlendirilmelidir.

Bu nedenle maç sonrası değerlendirmelerde yalnızca “Neden kazanamadık?” sorusunun değil, “Neyi geliştirdik ve bir sonraki maç için neyi değiştirmeliyiz?” sorusunun da yer alması gerekir.

Antrenör kendi psikolojik yükünü nasıl yönetebilir?

Burada hedef, antrenörün hiç öfkelenmemesi, kaygılanmaması ya da hayal kırıklığı yaşamaması değildir.

Böyle bir beklenti gerçekçi olmadığı gibi, duyguları bastırmak da tek başına etkili bir çözüm değildir.

Daha işlevsel olan, antrenörün kendi duygusal tepkilerini tanıması ve bunların davranışlarına nasıl yansıdığını fark etmesidir.

Örneğin antrenman öncesinde kendisine üç soru sorabilir:

“Bugün beni ne geriyor?”

“Bu gerginliğin ne kadarı takımımla ilgili?”

“Bu duygu antrenman sırasında hangi davranışıma yansıyabilir?”

Ardından kendisine somut bir davranış hedefi belirleyebilir.

“Bugün hata yapan oyuncuya tepki vermeden önce duracağım ve bir sonraki pozisyon için uygulanabilir bir yönlendirme yapacağım.”

Bu küçük uygulama, antrenörün duygularını yok etmeyi değil, baskı altında vereceği tepkiler üzerinde daha bilinçli seçimler yapabilmesini amaçlar.

Antrenman sonrasında ise hangi durumlarda bu hedefi uygulayabildiğini, hangi durumlarda zorlandığını değerlendirebilir.

Çünkü psikolojik dayanıklılık yalnızca zor koşullara katlanmak değildir. Zorlandığımız anlarda nasıl davrandığımızı fark etmek ve gerektiğinde davranışlarımızı yeniden düzenleyebilmektir.

Peki antrenörü kim destekliyor?

Antrenörün psikolojik becerilerini geliştirmesi önemlidir. Ancak bu sorumluluğun tamamını antrenöre yüklemek de doğru değildir.

Teknik ekip içinde görev paylaşımının yapılması, yönetimle açık iletişim kurulması, antrenörün karar yetkisinin korunması ve gerektiğinde profesyonel psikolojik desteğe ulaşabilmesi bu sürecin önemli parçalarıdır.

Çünkü sürekli değişen beklentilerin, belirsiz görev tanımlarının ve yoğun sonuç baskısının bulunduğu bir ortamda, yalnızca bireysel dayanıklılık becerilerine odaklanmak yeterli olmayabilir.

Antrenörün kendi duygularını yönetmesi onun sorumluluğudur. Ancak bütün baskıyı tek başına taşıması onun görevi değildir.

Bugün sporcuların psikolojik dayanıklılığını, özgüvenini ve motivasyonunu geliştirmek üzerine çok konuşuyoruz.

Peki bu gelişimi desteklemesini beklediğimiz antrenörlerin psikolojik ihtiyaçlarını ne kadar konuşuyoruz?

Bir antrenörün sporcularıyla kurduğu iletişim, verdiği geri bildirimler ve baskı altındaki kararları, takımın psikolojik ortamını da etkiler.

Bu nedenle antrenörün psikolojik iyi oluşunu önemsemek, yalnızca antrenöre yönelik bir destek değildir. Aynı zamanda sporcuların gelişimini ve takımın çalışma ortamını da önemsemektir.

Belki de artık yalnızca antrenörün takımı nasıl yönettiğini değil, o takımı yönetmeye çalışırken kendisini nasıl ayakta tuttuğunu da konuşmalıyız.

 

 

 

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Bir yorum bırakmak için JavaScript'i açın.

Mobil sürümden çık