PEKİ YA BİZ?
Eralp ŞERİFOĞLU
Dün Filenin Sultanları’nın Japonya ile oynadığı maçta öyle bir an yaşandı ki, bana göre maçın bile önüne geçti…
Hakem çok kritik bir sayıyı Japonya’ya verdi. Tam o sırada Japon oyuncu elini kaldırdı ve “Top bana temas etti.” dedi. Hakem kararını değiştirdi, sayı Türkiye’nin oldu.
Düşündüm…
O oyuncu sessiz kalsa belki takımına bir set, belki de maçı kazandıracaktı. Ama o, kazanmaktan önce dürüst olmayı seçti.
İşte buna karakter derim… İşte buna spor ahlakı derim.
Bizim coğrafyada ise çoğu zaman tam tersi yaşanıyor. Bir hata bize yarıyorsa ses çıkarmıyoruz. Haksızlık bize kazandırıyorsa vicdanımızı susturuyoruz. Sonra da neden güven kalmadığını, neden birbirimize inanmadığımızı sorguluyoruz.
Belki de güven; büyük işlerde değil, kimsenin görmediği o basit anlarda verdiğimiz kararlarla tesis edilir.
Bir toplumu ayakta sadece yasalarla durmaz,insanların vicdanı da önemlidir.
Ve spor sadece skor değildir; insanın ta kendisidir.
Sahada hak etmediği sayıyı istemeyen bir sporcu ile hayatta hak etmediği makamı, hakkı ya da çıkarı istemeyen insan arasında aslında hiçbir fark yoktur.
Keşke bu anlayış sadece spor sahalarında değil; siyasette, iş hayatında, kurumlarımızda, hatta günlük yaşamımızda da hâkim olsa…
Belki o zaman birbirimizi suçlamak yerine yeniden birbirimize güvenmeyi öğrenirdik.
Şimdi kendimize dürüstçe şu soruyu soralım:
Hakem görmese… Kimse bilmeyecek olsa… Biz olsak doğruyu söyler miydik?
Çünkü karakter, güzel anlarda değil; kimsenin görmediği anda verdiğimiz kararla ortaya çıkar.
Bir toplumun çöküşü ise yalanın başlamasıyla değil; doğruların susmasıyla başlar.
Lütfen susmayın…


