AÇLIĞIMIZ GERÇEKTEN MİDEMİZDE Mİ?
Klinik Psokolog MERVE KARAFAİSTAN
*Bazen bedenimiz değil, duygularımız yemek ister.*
Akşam yemeğimizi yemişizdir. Karnımız tok, hatta belki biraz fazla bile yemişizdir. Fakat kısa bir süre sonra mutfağa gidip buzdolabının kapağını açarız. Ne aradığımızı tam olarak bilmeden bir şeyler atıştırmak isteriz. Çoğu zaman da elimiz doğrudan çikolataya, cipse, tatlıya ya da bizi kısa süreliğine mutlu edecek başka bir yiyeceğe gider.
Sonra kendimize sorarız:
*“Ben neden bunu yiyorum?”*
Belki de asıl sorulması gereken soru şudur:
*“Ben gerçekten aç mıyım?”*
Çünkü her yeme isteği fiziksel açlıktan kaynaklanmaz.
Bazen aç olan midemiz değil, duygularımızdır.
Yeme davranışı yalnızca biyolojik bir ihtiyaç değildir. İnsan ne yiyeceğini, ne zaman yiyeceğini ve ne kadar yiyeceğini belirlerken psikolojik durumundan da etkilenir.
Stresli olduğumuzda, kaygılandığımızda, yalnız hissettiğimizde, sıkıldığımızda veya hayal kırıklığı yaşadığımızda yiyeceklere yönelmek bazı insanlar için bir başa çıkma yöntemi haline gelebilir.
Psikolojide *duygusal yeme*, kişinin fiziksel olarak aç olmadığı halde özellikle yoğun duyguların etkisiyle yeme davranışına yönelmesi olarak ele alınmaktadır.
Burada yemek yalnızca karın doyurmak anlamına gelmez.
Yemek bazen rahatlamaktır.
Bazen ödüldür.
Bazen tesellidir.
Bazen de hissetmek istemediğimiz bir duygunun üzerini örtme biçimidir.
BİR ŞEYLER YİYİNCE GEÇİYOR:
Duygusal yemenin en dikkat çekici taraflarından biri, kişinin yemek sonrasında kısa süreli bir rahatlama yaşayabilmesidir.
Stresli bir günün ardından tatlı yemek kişiyi birkaç dakikalığına iyi hissettirebilir. Yalnızlık hissedildiğinde bir şeyler atıştırmak zihni başka bir noktaya taşıyabilir. Yoğun kaygı sırasında yemek yemek, kişinin dikkatini bedenine ve yiyeceğe yöneltebilir.
Ancak bu rahatlama çoğu zaman geçicidir.
Duygunun kendisi ortadan kalkmadığı için bir süre sonra aynı duygu yeniden ortaya çıkabilir. Bunun ardından tekrar yeme isteği gelebilir.
Böylece bir döngü oluşabilir:
*Duygusal sıkıntı → yeme isteği → kısa süreli rahatlama → pişmanlık/suçluluk → yeniden sıkıntı → tekrar yeme*
Bu döngü devam ettikçe kişi yeme davranışını duygularını düzenlemenin temel yollarından biri haline getirebilir.
FİZİKSEL AÇLIK İLE DUYGUSAL AÇLIK NASIL AYIRT EDİLEBİLİR?
Her yoğun yeme isteği duygusal yeme değildir. Ancak bazı ipuçları bize davranışımızı anlamamız konusunda yardımcı olabilir.
*Fiziksel açlık* genellikle yavaş yavaş ortaya çıkar. Birkaç saat içerisinde artar ve kişi farklı yiyecek seçeneklerine açık olabilir. Yemek yendiğinde ise doyma hissi oluşur.
*Duygusal açlık* ise çoğu zaman aniden ortaya çıkar. Kişi belirli bir yiyeceği özellikle arzulayabilir. Örneğin “Şu anda mutlaka çikolata yemeliyim” şeklinde yoğun ve acil bir istek oluşabilir.
Dahası, kişi fiziksel olarak tok olduğu halde yemeye devam edebilir.
Bu nedenle bir sonraki ani yeme isteğinde kendimize şu soruyu sormak faydalı olabilir:
*“Karnım mı aç, yoksa şu anda bir duygu mu yaşıyorum?”*
STRES NEDEN BİZİ YİYECEKLERE YÖNELTİYOR?
Modern yaşamın en önemli psikolojik sorunlarından biri strestir.
İş yoğunluğu, ekonomik kaygılar, ilişkisel problemler, gelecek endişesi, sosyal medya ve sürekli ulaşılabilir olma hali zihnimizi gün boyunca meşgul ediyor.
Bazı insanlar stresle başa çıkmak için konuşuyor, bazıları yalnız kalıyor, bazıları spor yapıyor; bazıları ise yemek yiyor.
Burada önemli olan nokta, kişinin zaman içerisinde *yemeyi bir duygu düzenleme stratejisi olarak öğrenebilmesidir*.
Çocukluk döneminden itibaren yiyeceklerle duygular arasında bağlantılar kurabiliyoruz.
“Üzüldün, sana çikolata alayım.”
“Başarılı oldun, sana dondurma alalım.”
“Canın sıkıldıysa bir şeyler yiyelim.”
Bu cümleler gündelik hayatımızda oldukça masum görünebilir. Ancak yiyeceklerin zaman içerisinde ödül, sevgi, teselli ve rahatlama ile eşleşmesine katkıda bulunabilir.
Bu nedenle yetişkinlik döneminde yaşadığımız bazı duygular karşısında otomatik olarak yiyeceğe yönelmemiz her zaman “iradesizlik” olarak açıklanamaz.
PEKİ SORUN GERÇEKTEN İRADE EKSİKLİĞİ Mİ?
Toplumda yeme davranışı çoğu zaman “kendine hâkim olmak” üzerinden değerlendiriliyor.
“İsteseydi yemezdi.”
“Biraz iradeli olsa kilo verirdi.”
“Kendini kontrol edemiyor.”
Oysa yeme davranışını yalnızca irade üzerinden değerlendirmek, davranışın psikolojik boyutunu görmezden gelmek anlamına gelebilir.
Bir insan her üzüldüğünde yemek yiyorsa, her stresli olduğunda tatlı arıyorsa veya yalnız kaldığında kendisini yiyeceklerin karşısında buluyorsa asıl soru “Neden kendini tutamıyor?” olmamalıdır.
Belki de daha önemli soru şudur:
*“Yemek aracılığıyla hangi duygusunu düzenlemeye çalışıyor?”*
Çünkü bazen kişinin ihtiyacı yemek değil, dinlenmektir.
Bazen konuşmaktır.
Bazen anlaşılmaktır.
Bazen sınır koymaktır.
Bazen yalnızca kendisine izin vermektir:
*“Bugün iyi değilim ve bunu hissetmem normal.”*
DUYGUSU SUSTURMAK YERİNE DİNLEMEK GEREKİR:
Duygusal yeme konusunda farkındalık, kişinin kendisini yasaklarla ve suçlulukla yönetmesi anlamına gelmez.
Tam tersine, kişinin kendi davranışını merak etmeye başlaması önemlidir.
Yeme isteği geldiğinde birkaç saniye durup kendimize şu soruları sorabiliriz:
*Şu anda ne hissediyorum?*
*Bu duygu ne zamandır var?*
*Gerçekten aç mıyım?*
*Şu anda yemek dışında bana iyi gelebilecek ne var?*
Bu sorular her zaman yeme isteğini ortadan kaldırmayabilir. Zaten amaç da bu değildir.
Ama davranış ile duygu arasına küçük bir farkındalık alanı koyabilir.
Ve bazen değişim tam olarak burada başlar.
Belki de mesele kilo değil, duygularımızla kurduğumuz ilişkidir.
Duygusal yemeyi yalnızca kilo veya beslenme üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olabilir.
Çünkü bazı durumlarda yeme davranışının arkasında çözülmemiş stres, yalnızlık, düşük özdeğer, kaygı, öfke, yoğun yaşam temposu veya kişinin duygularını ifade etmekte zorlanması bulunabilir.
Bu nedenle kişinin kendisine sürekli “Daha az yemeliyim” demesinden önce, bazen şu soruyu sorması gerekir:
*Hayatımda beni bu kadar çok yemeye iten ne var?*
Çünkü davranışı değiştirmek kadar, davranışın nedenini anlamak da önemlidir.
Belki de hepimiz zaman zaman fiziksel açlık ile duygusal açlık arasındaki çizgiyi kaybediyoruz.
Bazen bir parça çikolata gerçekten sadece çikolatadır.
Ama bazen o çikolatanın arkasında uzun bir gün, bastırılmış bir öfke, yaşanan bir hayal kırıklığı, yalnızlık ya da sadece “biraz olsun iyi hissetme” isteği vardır.
Bu nedenle kendimize kızmadan önce durup düşünmekte fayda var:
*“Şu anda gerçekten neye açım?”*
Belki cevabımız yemek değildir.
Belki biraz dinlenmeye, anlaşılmaya, sevilmeye, konuşmaya veya kendimize şefkat göstermeye açız.
Çünkü bazen insanın doyurmak istediği şey midesi değil, *içinde uzun zamandır susturduğu bir duygudur.*


