Pazartesi, Ekim 5, 2026
KKTC Turizm
Ana SayfaSAĞLIKDÜNYA'DA SAĞLIKYEDİKLERİNİZ KANSER RİSKİNİZİ NASIL ETKİLİYOR?

YEDİKLERİNİZ KANSER RİSKİNİZİ NASIL ETKİLİYOR?

YEDİKLERİNİZ KANSER RİSKİNİZİ NASIL ETKİLİYOR?

Kanser riskini sadece kişinin beslenmesine bağlamak doğru değil şüphesiz. Ancak uzmanlar bazı eğilimlerin ihtimali artırdığını vurguluyor.

Bilimsel literatür, yediklerimiz ile kansere yakalanma olasılığımız arasında açık bağlantılar bulunduğunu gösteriyor. Son yıllarda araştırmalar, süper gıdaların ve antioksidanların etkisinden çok, uzun süreli beslenme alışkanlıklarının kanser riskini nasıl etkilediğini incelemeye yöneldi.

Bu, elbette kanser riskinin kişinin sadece beslenmesine bağlanabileceği anlamına gelmiyor. Sonuçta kanser, çok sayıda etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyor ve sağlıklı tercihler yapan insanlarda da görülebiliyor. Ancak nüfus genelindeki verilere bakıldığında bazı eğilimler göze çarpıyor. İşte bildiklerimiz…

BITKISEL GIDALARA ÖNCELIK VERIN

Tam tahılları, taze meyve ve sebzeleri, yağsız ya da bitkisel protein kaynaklarını öne çıkaran beslenme biçimleri; kalp-damar hastalıkları, diyabet ve kanser riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilendiriliyor.

Beslenme, metabolizma ve kanser ilişkisini araştıran The Ohio State Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Kapsamlı Kanser Merkezi’nden kanser ve halk sağlığı araştırmacısı Fred Tabung’a göre bunun nedenlerinden biri, bu tür beslenme biçimlerini benimseyen kişilerin insülin ve inflamasyon düzeylerinin daha düşük olması olabilir.

Kronik olarak yüksek seyreden insülin ve inflamasyon düzeyleri, kanser riskine aracılık eden obezite ve metabolik sendromun temel belirtilerinden. Tabung’a göre yüksek insülin ve inflamasyon, aynı zamanda gereksiz hücre bölünmesini ve hücre büyümesini teşvik ediyor, DNA hasarına yol açıyor ve hücre ölümünü engelliyor. Bunların tümü kanserin ayırt edici özellikleri arasında.

YÜKSEK LIF TÜKETIMI DÜŞÜK RISK

Tam tahıllar, taze meyve ve sebzeler, baklagiller ve kuru yemişler bol miktarda lif içeriyor; yüksek lif tüketimi düşük kanser riskiyle ilişkilendiriliyor. Boston’daki Dana-Farber Kanser Enstitüsü Gastrointestinal Onkoloji Bölümü Başkan Yardımcısı Dr. Kimmie Ng’ye göre bunun bir nedeni, lifin dışkının sindirim sisteminden daha hızlı geçmesini sağlayarak kanserojen maddelere maruz kalma süresini kısaltması olabilir. Bir diğer neden ise bağırsaklarda inflamasyona karşı koruyucu rol oynayan mikroorganizmaları beslemesi.

Tabung ayrıca marul, karalahana, ıspanak ve roka gibi yeşil yapraklı sebzelerle havuç, tatlı patates ve kabak gibi koyu sarı renkli sebzelerin, sağlıklı beslenme düzeninin daha fazla parçası olduklarında, daha düşük insülin ve inflamasyon düzeylerini desteklediklerini belirtiyor.

ETINIZI DIKKATLI SEÇIN

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, pastırma, salam ve sosis gibi işlenmiş etleri kanserojen olarak sınıflandırıyor ve sınırlı ama güçlü kanıtlar nedeniyle kırmızı eti ise ‘muhtemel’ kanserojen olarak tanımlıyor.Araştırmalar, kırmızı ette bulunan demirin yanı sıra işlenmiş etlerde bulunan nitratlar ve nitritleri de kanserle ilişkilendiriyor.

İŞLENMIŞ ETI MÜMKÜNSE TAMAMEN HAYATINIZDAN ÇIKARIN

Beslenme ve kanser üzerine çalışan araştırmacılar işlenmiş etlerden tamamen kaçınılmasını, kırmızı et tüketiminin ise haftada iki-üç porsiyonla sınırlandırılmasını öneriyor. Texas Üniversitesi MD Anderson Kanser Merkezi’nde epidemiyoloji profesörü olan Carrie Daniel-MacDougall, eğer eti ızgarada pişirecekseniz narenciye ya da sirke bazlı, asidik bir marinasyon kullanmanın oluşan kanserojen madde miktarını azaltmaya yardımcı olabileceğini söylüyor. Mass General Brigham’da gastroenterolog olan Dr. Andrew Chan ise bunun yerine balık tüketmenin de bağımsız olarak kanser riskini azaltabileceğini belirtiyor.

Ultra işlenmiş gıdaları sınırlayın

Şekerle tatlandırılmış içecekler de dahil olmak üzere ultra işlenmiş gıdalar ile kanser arasında bağlantı bulunduğuna ilişkin kanıtlar giderek artıyor. Chan, “Bunun nedenlerinden biri, bu ürünlerin genellikle yüksek miktarda şeker ve kalori içermesi ve bunun da insülin direnci ile obeziteye katkıda bulunabilmesi olabilir. Ancak laboratuvar çalışmaları, bu gıdalardaki kimyasalların bağırsaktaki “iyi” ve “kötü” mikroorganizmalar arasındaki dengeyi bozduğunu, bağırsak duvarına zarar verdiğini ve böylece inflamasyonu teşvik ettiğini de gösteriyor” diyor.

Fransa’da geniş bir katılımcı grubuyla yakın zamanda yapılan bir araştırma, yaygın olarak kullanılan bazı koruyucu maddelerin genel kanser riskini, özellikle de meme ve prostat kanseri riskini artırdığını ortaya koydu. Katılımcıların tükettiği koruyucu maddelerin yaklaşık üçte biri ultra işlenmiş gıdalardan geliyordu. Ancak bu maddelere alkolde, kurutulmuş ya da konserve meyvelerde ve paketlenmiş sebzelerde de rastlandı. Fransa Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırma Enstitüsü’nde beslenme epidemiyolojisi araştırma ekibinin direktörü Mathilde Touvier, taze, dondurulmuş ya da işlenmemiş bütün gıdaları tercih ederek ve yalnızca ev mutfağında bulunabilecek malzemelerle hazırlanmış ürünleri satın alarak koruyucu madde tüketiminin sınırlandırılabileceğini söylüyor.

HIÇ ALKOL TÜKETMEYIN

Alkolün yarattığı risk, yoğun miktarda ve kısa sürede çok fazla içki tüketenlerde en yüksek düzeyde olsa da, düşük miktarda alkol tüketimi bile bazı kanserlerin riskini artırıyor. Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü Araştırma ve Politika Direktörü Giota Mitrou, “Kanser riski açısından güvenli bir düzey yok” diyor. “Ne kadar az, o kadar iyi; hiç tüketmemek ise en iyisi.” Örneğin yakın tarihli bir araştırma, düzenli biçimde yüksek miktarda alkol tüketmenin ve yaşam boyu toplam tüketimin yüksek olmasının -haftada ortalama 14 veya daha fazla içki- kolorektal kanser riskini artırdığını gösterdi. Alkolü bırakmanın ise riski azalttığı görüldü.

Mitrou’ya göre alkol kansere birkaç farklı yoldan neden olabiliyor. Vücut alkolü hücreler için toksik olan asetaldehite parçalıyor. Alkol aynı zamanda bazı meme kanseri türlerinin gelişimini destekleyen östrojen düzeylerini yükseltiyor. Bunun yanı sıra, vücudun DNA ile tepkimeye giren fazla miktarda kararsız molekül üretmesi anlamına gelen oksidatif stresle de ilişkilendiriliyor ve DNA’nın kendini onarma mekanizmalarına müdahale edebiliyor. Eğer alkol tüketiyorsanız, bunu aç karnına yapmamaya çalışın. Ng’ye göre yemek olmadan alkol almak, kanserojen maddelere daha fazla maruz kalmaya yol açabilir.

Kahve, çay ve süt ürünlerini değerlendirin

Tabung, günde üç fincana kadar kahve ya da çay tüketiminin daha düşük insülin direnci ve inflamasyon düzeyleriyle ilişkili olduğunu saptadı. The Ohio State Üniversitesi Kapsamlı Kanser Merkezi’nde diyetisyen ve beslenme uzmanı olarak çalışan Robin Ralston, kahve ve çayın hücreleri hasardan korumaya yardımcı olan çeşitli kimyasal bileşikler açısından zengin olduğunu söylüyor. İlave şeker içermediği sürece sıcak ya da soğuk kahve ve çay tüketimini öneriyor.

Süt ürünleri ve içerdikleri kalsiyumun da kolorektal kanser riskini azalttığı görülüyor. Yakın zamanda yayınlanan yeni federal beslenme rehberlerinde de desteklenen tam yağlı süt ürünleri, daha geniş ve sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olduklarında bazı araştırmalarda daha düşük inflamasyon ve insülin direnciyle ilişkilendirildi. Ralston özellikle sade yoğurt, kefir ve peynir gibi fermente süt ürünlerini öneriyor; çünkü bunlar bağırsak sağlığını destekleyebiliyor ve çeşitli araştırmalarda daha düşük inflamasyon düzeyleriyle ilişkilendiriliyor.

OBEZITENIN YARATTIĞI RISKLERI BILIN

Beslenme ile kanser arasındaki en açık bağlantı obezite üzerinden kuruluyor. Araştırmalar obeziteyi meme, kolorektal, endometriyal, mide, böbrek, karaciğer ve pankreas kanserleri de dahil olmak üzere bir düzineden fazla kanser türüyle ilişkilendiriyor. Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu’nda beslenme ve epidemiyoloji profesörü Edward Giovannucci, obezitenin elbette yalnızca beslenmenin sonucu olmadığını; fiziksel aktivite, genetik ve başka birçok faktörün de rol oynadığını belirtiyor.

Giovannucci’ye göre de sağlıklı bir vücut ağırlığını korumak ve metabolik sağlığı desteklemek için egzersiz yapmak “mücadelenin çok büyük bir bölümünü” oluşturuyor. “Böylelikle yalnızca kanser riski azalmıyor” diyor Giovannucci ve ekliyor, “Diyabet, kalp-damar hastalıkları ve demans riskleri de büyük ölçüde azalıyor. ”

RELATED ARTICLES

Bir Cevap Yazın

- Advertisment -
Gönyeli Belediyesi

Most Popular

Recent Comments

Lefke Haber TV sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin