BİR ALEGORİ
DOÇ. DR. HAMİT CANER
Bir zamanlar şehrin ortasında derin bir kuyu, yanında büyük bir kütüphane, biraz ötede uzak denizlere açılan bir gemi vardı.
Kuyudan bilgi çekilir, kütüphanede bilgi çoğalır, gemiyle bilinmeyene doğru yola çıkılırdı.
Sonra kuyunun derinliğiyle değil, günde kaç kova su verdiğiyle ilgilenmeye başladılar.
Kovalar çoğaldı, su azaldı.
Kütüphanenin rafları büyüdü, kitapların sayısı arttı. Ama kapaklarını açanlar azaldı.
Raflar doldukça kütüphane boşalıyordu.
Gemi ise her sabah limandan ayrılıyordu. Güverte kalabalıktı. Herkes ölçüyor, kaydediyor, raporluyordu.
Yalnız pusulaya bakan kalmamıştı.
Bir gün genç bir tayfa kaptana sordu:
“Biz nereye gidiyoruz?”
Kaptan kâğıtlarına baktı:
“Geçen yıldan daha hızlı gidiyoruz.”
Oysa kuyu kuruyor, kütüphane sessizleşiyor, gemi rotasını kaybediyordu.
Kimse felaket ilan etmiyordu.
Çünkü kovalar hâlâ çekiliyor, raflar hâlâ doluyor, gemi hâlâ ilerliyordu.
Belki de akademinin çöküşü böyle olur:
Her şey çalışmaya devam eder.
Ama bir gün kimse kuyunun dibine bakmaz, bir kitabın başında durmaz, pusulayı eline almaz.
Ve en basit soru unutulur:
“Ne için?”


